• 21 Kasım 2017

Kurumsal

63. KENT KONSEYİ GENEL KURUL TOPLANTISI ZABITLARI - 23 ARALIK 2011


“BURSA’DA DEPREM GERÇEĞİ”
BURSA KONUŞUYOR TOPLANTISI
(23 Aralık 2011)

Mehmet Semih PALA - Bursa Kent Konseyi Başkanı:

Evet, çok değerli Belediye Başkanlarımız ve Başbakanlık’tan, TOKİ’den, üniversitelerimizden gelen çok değerli konuklarımız, misafirlerimiz, çok değerli Bursalılar, toplantımızı açalım, tabii ki daha gelenler var bekliyoruz, ancak biz bir maratona başlıyoruz. Bu maratonun dakikaları da iyi kullanarak Bursa için, ülkemiz için çok faydalı konuların konuşulacağı tartışılacağı bir beyin fırtınası noktasında bir toplantı olacağını düşünüyorum. Bursa Kent Konseyi Bursa Konuşuyor toplantıları çok önemli toplantılar, bundan kısa müddet önce İstanbul - Bursa - İzmir Otoyolu ile ilgili bir toplantı yaptık. Son derece önemli olan Türkiye projesini tartıştık. 500’e yakın katılımcının bulunduğu otoyol projesinin yolu ile ilgili, güzergâhı ile ilgili son derece ciddi, tutarlı, seviyeli konuşmalar oldu ve sonradan değiştirilerek Uluabat Gölü’nün kuzeyinden geçirilmek istenen proje bir aksilik olmazsa tekrar ilk yapılan haline Uluabat Gölü’nün güneyine alınması noktasındadır. Bu güzergah Bursa’da büyük ekseriyetle her kesimin üzerinde birleştiği bir güzergahtır. Bursa Büyükşehir Belediyesi de dâhil görüşler belirlendi ve bu görüşler ile ilgili olarak bakanlıklarla temaslar yapılıyor, ilgililer tarafından bizler tarafından yazılarla konular aktarılıyor. Tabii konular konuşarak çözülür, medenice takip edilen konularda sonuç almak mümkün. Bursa büyük bir kent, önemli bir kent, insanları da hakikaten güçlü ve bilgili işte böyle insanların da oluşturduğu bir Bursa Kent Konseyi yasal bir kuruluş, bir çatı kuruluşu, organizasyon kuruluşu ve Bursa’nın sahiplendiği Türkiye’ye örnek bir kurum halinde çalışıyoruz. 2 yılda 2000 etkinlik yapabilecek güçte müthiş bir kurum, 40’a yakın çalışma grubumuz, 30’a yakın personelimizle, birçok belediyede olmayan, il belediyelerinde bile olmayan bir kurum noktasındayız. 33 çalışma grubumuz ve meclislerimizle her türlü konuyu irdeliyoruz, konuşuyoruz, çözüm üretiyoruz. Onları anlatırsak çok uzun sürer. Bugünkü konumuz insan hayatıyla direk ilgili, yaşamımızla ilgili en önemli konu hayat, yaşam, sağlık ve bunu etkileyen faktörler var, değişik değişik, bunlardan da en önemli sayılabilecek aniden karşınıza çıkan deprem konusu ve kaçınılmaz bir gerçek. Bursa’da da deprem olacak. Ama bugün, ama yarın, ama çok kısa zaman içinde ama uzun vadede, bundan kaçmak mümkün değil ancak tedbir almak mümkün. Akıllı insanlar olarak, akıllı yöneticiler olarak en yıkıcı deprem karşısında bile nasıl davranacağımızı tespit edersek şimdiden onun çalışmalarını yaparsak mutlaka depreme galip geliriz. Nedir bu çalışmalar? diye konuşulacak olursa…Birçok konu var yapısal çalışmalardan tutun, sosyal çalışmalara kadar deprem ile ilgili deprem öncesi ve sonrası yapılacak çalışmalar başlı başına bir konu. Çok önemli bir konu…Böylesine önemli bir konuda her türlü sektör konunun içine giriyor. Bugün farklı farklı konuşmacılarımız görüşlerini söyleyecekler, düşüncelerini söyleyecekler, önerilerini söyleyecekler. Bunları hep beraber izleyeceğiz, kendimize göre bir şeyler alacağız, biz de Kent Konseyi olarak bunların hepsini toparlıyor, bütün bunların sonucunda raporlarımızı hazırlıyoruz ve takibini yapıyoruz. Sonuç da alıyoruz çok değerli Bursalılar, çok değerli konuklar onu da söyleyelim. Yani biz sonuç alan kent konseyiyiz. O yüzden Türkiye’nin en güçlü, en dinamik, en aktif, Türkiye’ye örnek bir Kent Konseyi konumunda bulunuyoruz ve ben daha fazla sözü uzatmadan konuşmacılarımıza söz vereceğim. Konuşma içerikleri deprem ana konusuyla ilgili olacak. Herkes kendi dünyası, kendi görüşleri, kendi ilgi alanları ile ilgili görüşlerini söyleyecek, eleştiri getirilebilir, görüşler söylenebilir. Ama bütün bunlar hepimizin iyiliği için, Bursa’nın iyiliği için, ülkemizin iyiliği için… Tabii ki iktidar, hükümet, Ankara’da deprem ile ilgili son derece ciddi tedbirler alma noktasında. Artık Türkiye’de herkes iktidarıyla ve muhalefetiyle tedbirler alma noktasında hemfikir. Yani birçok yer yıkılacak, öyle gözüküyor, yıkılıp yeniden yapılacak. Türkiye’de böyle bir kararlılık söz konusu. Tabii ki bu kentsel dönüşüm demektir. Hukuki altyapısı hazır mı, değil mi? Bütün bunlar da var. Şimdi bütün bu noktalarda, her konuda, konusunda gerçekten uzman konuşmacılarımız var. Çok mutluyuz, Bursa Kent Konseyi Başkanı olarak böylesine kaliteli bir toplulukla karşı karşıya olmaktan, Bursa Kent Konseyi Başkanı olmaktan mutluyuz. Bunu her zaman için söylüyoruz. Bize bu tarz topluluklar, bu tarz bir arada olmalar daha çok görevimizi hatırlatıyor, görevimizin sorumluluğunun artığının da bilincindeyiz. Şimdi burada konuşmacılarımız var, işte toplantıyı yöneten kişiler olarak bizler de konuların akışına göre söz vereceğiz. Yani burada, kent konseyinde protokol söz konusu değildir biliyorsunuz, herkes konularını söyler, görüşlerini söyler, demokratik bir platformdur, bir çatı kuruluşudur, bir organizasyon kuruluşu olarak görüşlerin ifade edilebileceği bir ortamdır. Biz de bu ortamı hazırladık. Konuşmacılarımızdan istifade edeceğiz, şahıs olarak istifade edeceğiz, idareciler de istifade edecek. Zaten esas olan yönetime, yöneticilere bir şeyler sunabilmek ve karar verme noktasında onları yönlendirebilmektir. Bugün burada konuşmacılarımız arasında bakın ben isimleri sayayım bunları da tabii süreç içinde çağırarak kısa, öz, net ilk anda 10’ar dakikayı geçmeyecek tarzda söz vereceğim. Tabii ki devamlı soru cevap olacak bu sayede çok önemli yol alacağız. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Başkanlığı Deprem Dairesi Grup Başkanı Demir Bey buradalar, TOKİ İstanbul Uygulama Daire Başkanı olan Niyazi Bey buradalar, bakın çok önemli konuklarımız var, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Hakan Bey buradalar, Bursa ile ilgili araştırmalar yapmış, Doç. Dr. Ramazan LİVAOĞLU Uludağ Üniversitesi’nden buradalar, Jeofizik Mühendisleri Odası Başkanı Murat ARABACI burada, Jeoloji Mühendisleri Odası Güney Marmara Şube Başkanı Mustafa ARIK burada. Bakın son derece üst düzey konuşmacılarımız var. BURSAGAZ İşletme Bakım Müdürü. Bakın BURSAGAZ, deprem ne kadar önemli değişik konular, hakikaten çok önemli bir toplantı olacak onun için bu maratona hazırlanalım. Zeynep ERDOĞAN KIZILAY’dan, Anya MCKEE Bursa Kent Konseyi Yabancılar Çalışma Grubu temsilcisi bir yabancı gözüyle depremden bahsedecek. Yabancılar ne yapmak istiyor? Nasıl sorunları var? Sorgulamak istiyorlar. Bursa Valiliğimizden İl Afet ve Acil Durum Müdürü İbrahim Bey buradalar, Bursa Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı Murat Bey buradalar, Kemal ERBAŞ Orhangazi Belediye Başkanlığı’ndan, Gemlik Belediye Başkanımız buradalar, hep deprem bölgeleri, Mudanya Belediye Başkanımız buradalar ve burada daha ilave edeceğimiz konuşmacılar var. Ancak bu süreci başlatıyoruz ve hızlı bir şekilde geçebilmemiz için süreye uymanızı isteyeceğim. Değişiklik ve farklılık olsun diye ben öncelikle Yabancılar Çalışma Grubu temsilcisi Anya McKee’yi davet ediyorum. Evet, Sayın Anya McKee buyrun.

Anya MCKEE - Yabancılar Çalışma Grubu Temsilcisi:

Öncelikle iyi öğlenden sonraları diliyorum. Şunu belirtmek gerekiyor dünyamız pek çok doğal afetle karşı karşıya kalıyor ve bu gayet doğal bir şey aslında, biz bunlara her ne kadar kendimizi hazırlıyor olsak da aslında hiçbir zaman hazır değiliz. Deprem anında pek çok acı olayla da karşılaşıyoruz ama depremin bir diğer tarafı da birlikte yardım etme ve en iyi dileklerimizle, en iyi niyetlerimizle birlikte çalışma özeliğini de bize kazandırıyor ve böyle anlarda hiç birbirini tanımayan insanlar da birlik içinde çalışmaya başlıyorlar. Bizler birbirlerini hiç tanımayan insanlar molozlar altında kalmış tek bir canı kurtarmak için birlikte el ele veriyor ve o tek canı kurtarmak için uğraşıyoruz. 12 yıl önce Bursa’da olduğu gibi… 1999 depremini hatırlayacaksınız, bu yıl da Van’da yaşandı, biz bunu bu yıl gene Yeni Zelanda’da ve Japonya’da da yaşadık. Bizler bir Türk, bir Avustralyalı, bir Japon, ya da bir Avrupalı değildik orada bir insandık, bir insan evladıydık ve soruna çözüm getirmek için o andaki o afeti biran önce ortadan kaldırmak için hep birlikte çalıştık, birlikte hareket ettik ve yaraları birlikte sardık. Bugün bizler birlikte çalışıyoruz, biz Bursa Yabancılar Çalışma Grubu olarak, Kent Konseyi bünyesinde çalışan bir çalışma grubu olarak, tahminlere göre Bursa’da 100 bin civarında yabancı olduğunu düşünüyoruz, bunların bazıları çalışmak için, bazıları yaşamak için, bazıları ise iş kurmak amacıyla Bursa’ya geldiler. Elbette yeni gelenler var, uzun süredir Bursa’da yaşayanlar var. Bunlarla bir anket düzenledik ve ankette şunu fark ettik ki Bursa’da yaşayan yabancıların %84’ü oluşabilecek olası afetler için acil eylem planına ihtiyaç duyuyor ve bu plandan faydalanmak istiyor. Biz aslında bugün depremi tartışıyor olmaktan memnunuz. Çünkü birçok yabancı yurtdışından Bursa’ya gelmiş olan kişiler, kendi ülkelerinde daha önce depremle karşı karşıya gelmedikleri için ya da kendi ülkelerinde böyle risk olmadığı için deprem ile ilgili hiçbir bilgiye sahip değiller. Yani bizler aslında Bursa’da ve Türkiye’de yaşayan her bireyin bildiği, deprem anında masanın yanına gitmek, çıkışlarda kapıların aralarında durmak vb. gibi çok basit bilgilerden bile haberdar değiliz. Ne yazık ki pek çok konsolosluğun da Bursa’da yaşayan yabancılara böyle bir hizmeti yok, pek çoğunun ailesi Bursa’da yaşıyor. Ne yazık ki yabancıların deprem ile ilgili yapılabilecek herhangi bir uyarıyı ya da güncellenen bilgiyi anlayabilecek düzeyde Türkçeleri de yok. Pek çok yabancının Bursa’daki herhangi bir deprem anında veya afet anında yapacağı şeylerle ilgili olarak takip edeceği yöntemler ile ilgili bilgisi yok. Örneğin herhangi bir deprem anında, afet anında neyi nasıl kullanacaklarını bilmiyorlar. Ne yazık ki bazı yabancıların, Bursa’da yaşayan yabancı uyrukluların konsolosluklara kayıtları yok, kısa süreli gelenler de var biliyorsunuz, bundan dolayı yaşadıkları çevrede muhtarlığa ya da Yabancılar Şube Müdürlüğü’ne herhangi bir kayıtları olmadığı için varlıklarından da haber değiliz. Böyle bir olayda onlarla ilgilenecek kimse de olmayabilir ve tabii bu hepimizin başına gelebilecek olan bir şey, yaşadığımız binaların bizleri koruyabilecek düzeyde olup olmadığıyla ilgili endişe var bizlerde. Biz Yabancılar Çalışma Grubu olarak bütün bunları düşünerek küçük bir tane broşür hazırladık, yaptığımız etkinliklerde bunu dağıtıyoruz, içinde basit bilgiler var herhangi bir deprem anında neler olabileceği, neler yapmamız gerektiği ile ilgili olarak. Bu broşürleri çantalarımızda, kapıların çıkış yerlerinde ya da apartmanların çıkış noktalarında bulundurabiliriz. Temel bilgileri alabileceğimiz bilgiler var içinde. Broşürün içinde temel bilgiler var, bunların içinde neler var diye bakacak olursak eğer, herhangi bir deprem anında çadırın nerede kurulabileceği, yaralanmaları engellemek için ne gibi küçük tedbirler alınabileceği ve hayatta kalma oranının nasıl daha da artırılabileceği gibi küçük bilgiler var, kısa bilgiler var. Elbette bunlar kişileri, yabancıları fiziksel ve düşünsel olarak afetlere hazırlamaya yönelik pratik bilgilerdir. Fakat yabancıların daha ciddi ve daha hayati bilgilere de ihtiyaçları var. Örneğin bir deprem anında nereye gitmeliyiz yardım için, bunun gibi bilgilere de ihtiyacımız var bizim. Bu amaçla bu şehirde yapılabilecekler için bazı öneriler getirdik. Bunlardan bir tanesi de şu; bir web sitesinin hazırlanmasını öneriyoruz ki herhangi bir deprem anında bilgilerin sağlıklı ve tek elden web sitesine İngilizce ve mümkünse diğer dillerde de girilmesini istiyoruz. Japonya bu örneği çok sağlıklı bir şekilde bir önceki depremde uyguladı. Önerilerimizden bir diğeri de belirli bir alanın, bir arazinin bunun için ayrılması. Örneğin bir deprem anında yabancılar buraya gideceklerini tabii ki buranın daha önceden görünür ve sağlıklı bir şekilde belirlenmesi ve işaretlenmesi gerekiyor. Herhangi bir deprem anında yabancılar bilecekler ki gitmeleri gereken nokta burası ve buraya gittiklerinde kendilerine destek ve yardım alabilecekler ve orada akıcı İngilizceye sahip bir kişinin onları yönlendirmesi çok önemli. Deprem anında o merkezden yararlanacak olan iki tür yabancıdan bahsedebiliriz. Onlardan birincisi, eğitim ve benzeri nedenle kısa süreli olarak Bursa’ya gelmiş olan turist olabilir. Bunların elbette böyle bir afet anında yapmak isteyecekleri ilk şey şehirden ayrılmak olacaktır, şehri terk etmek isteyeceklerdir ve kendi ülkelerine gitmek isteyecekler. Bu bağlamda bu merkezin vereceği hizmet şehrin diğer kaynaklarını kullanmamak adına önemlidir. Yabancılar hemen ayrılmak isteyecekleri için şehirdeki ulaşım araçları, otobüs, tren ya da servisler çalışmıyorsa şehirde büyük bir kargaşa olacaktır ve yabancılar da kendilerini çok yardımsız ve birden ortada kalmış hissedeceklerdir. İkinci grup bizim çoğunluğunu oluşturduğunu düşündüğümüz Türkiye’ye evlenmek için gelmiş olanlar ya da uzun süreli iş kurmak veya burada çalışmak için gelmiş olanlardır. Bunların da Bursa’da yaşayan diğer Türk vatandaşlarıyla aynı hizmeti alıyor olduğundan emin olmak istiyoruz. Geçici ikamet olabilir, geçici barınaklar olabilir, yemek, tıbbı imkânlar… Bunu da gözardı etmemek lazım ki; gelen yabancıların çoğunda zaten bir sağlık sigortası olmadığı için belki de Türkiye’de yaşayanlardan daha sıkıntılı durumda olacaklar. Son olarak şehir ile ilgili acil eylem planı geliştirilip asılacaksa bunun mümkün olduğunca İngilizce ve diğer dillerde de yayınlanmasını istiyoruz ki burada yaşayan diğer yabancılar da bundan faydalanabilsinler. Yaygınlaştırılması bağlamında Yabancılar Şube Müdürlüğü, yabancı ortaklığı olan şirketleri ve Bursa’da bulunan bilgi noktalarına broşürlerin dağıtılması otogara, feribot noktalarına bu bilgilendirmelerin konulmasını istiyoruz. Son olarak Bursa’da yaşayan yabancıların adına iki noktayı dile getirmek istiyorum. Bir tanesi şu; online olarak uluslararası bir kayıt merkezinin oluşturulması, işe yarayacak bir sistem. Online bir kayıt sistemi olduğu zaman varsayalım ki burada yaşayan bir Japon veya bir Amerikalı var ve Amerikalı bu kişinin yurtdışında yaşayan yakını kendisinin Bursa’da yaşadığını bileceği için derhal o kayıt sistemine girip örnek veriyorum “Bursa merkezde şu mahallede şu isimde oturan bir yakınım vardı” diyerek en azından buradaki kişilere, yardım etme noktasındaki kişileri bilgilendirme noktasında yardımcı olacaktır diye düşünüyoruz. Bir örnek vermek gerekirse bu yıl Yeni Zelanda’da da Christchurch’te gerçekleşen depremde bu uygulamanın iyi bir örneğini biz gördük. Oluşturulan online sistemi Yeni Zelanda dışında oturan kişilerin yakınları derhal kişi ile ilgili olarak bilgileri girdiler ve sonrasında da gerek yerel basında gerek uluslararası basında alt yazılı olarak kanalda kişinin hangi mahallede, hangi semtte oturduğu bilgisi geçerek yerel yardım edecek olan kuruluşlara bilgi aktarımını sağlanmış oldular. İkinci önerimiz de şu; Bursa’da - biraz önce bahsetmiştim- bir toplanma alanın belirlenmesidir, ancak bu alan ilkyardım konusunda uluslararası koordinasyonu sağlayacak bir alan olmalıdır. Şehir içinden, şehir dışından ve uluslararasından gelecek yardımların bu noktada toplanarak koordine edilmesine yardımcı olacak bir merkez olmalıdır bu alan. Tabi bu ne gibi kolaylık sağlayacak bize derhal nerelerde ilkyardım ekiplerinin kurulması, nerelerde yardımın yapılacağı konusunda bir alan belirlenmiş olacak. İnsanlar bilecekler ki bu alan içerisinde yardım alabilecekler. Hepimizin bildiği gibi deprem anında her dakika, her saniye, her saat çok değerli ve çok kritiktir, bu nedenle bizler Bursa’da yaşayan her insanı sadece yabancıları değil sadece Bursa’nın kendi halkı olarak değil, Bursa’nın böyle bir depreme, böyle bir afete hazır olmasını istiyoruz ve buna evet hazırız diyebilmek istiyoruz. Bu nedenle mümkün olduğunca hayat kurtarmak için işbirliği içinde olmak istiyoruz. Öyle bir anda elbette yapılacak şeylerden bir tanesi belki de Dünya’da örnekleri uygulanmış, daha önce yaşanmış afetlerde tecrübe edilmiş uygulamaları incelemek, onların üzerinde çalışmak ve en iyi yöntemi en iyi afetle başa çıkma yöntemini birlikte geliştirmek ve birlikte çalışmaktır. Bugün burada yaptıklarınız için ben teşekkür etmek istiyorum ve şunu söylemek istiyorum. Umarım Bursa bir daha depremle karşılaşmaz ve bizler güvenlik içerisinde birlikte yaşayabiliriz. Teşekkürler.

Mehmet Semih PALA (Bursa Kent Konseyi Başkanı):

Evet, Anya’ya teşekkür ediyoruz. Türkiye büyük bir ülke, büyük Türkiye, büyük Bursa… Bursa’da yaşayan yerliler ve yabancılar var. Bakın her konuyla ilgileniyoruz ve gerçekten eksiklerimizde ortaya çıkıyor. Kentimizi yönetenler, idarecilerimiz, belediyelerimiz, vilayet ve diğer kurumlar bütün bu eksiklikleri alt alta koyup her türlü tedbiri alacağız. Zaten bu toplantıları da onun için yapıyoruz. Hızlı bir şekilde geçiyorum. Ben özelikle 10’ar dakikayı geçmemesini isteyeceğim konuşmacılardan, şöyle bir Bursa’ya gelelim, hemen onun akabinde Demir Bey’e, Ziya Bey’e geleceğiz. Mesela Bursa’nın depremselliği ile ilgili Jeofizik Mühendisleri Odası Başkanı Murat ARABACI’yı hemen çağırayım. 10 dakikayı geçmemenizi özelikle rica ediyorum.

Murat ARABACI - Jeofizik Mühendisleri Odası Başkanı:

Sayın protokol, değerli katılımcılar ve çok değerli basın mensupları sizleri şahsım ve Jeofizik Mühendisleri Odası Bursa Şubesi adına saygı ve sevgi ile selamlıyorum. Öncelikle Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne ve Bursa Kent Konseyi’ne böyle bir toplantı düzenlediği için ayrıca teşekkürü de borç biliyoruz. Şimdi yerin yani üzerinde yaşadığımız dünyamızın canlılığının göstergesi ürettiği depremlerdir. Yaklaşık 4 milyar 650 milyon yaşındaki dünyamızın 2 milyar yıl önce başlayan soğumayla dış kabuğu katılaştı. Ancak bugün 6372 km olan merkezindeki sıcaklık 4500oC’dir ve bunun üzerinde oluşan bu katı yer kabuğunun hareketinden dolayı gerilmeler oluşur ve bu gerilmeler de güçsüz yerde kırılarak depremler oluşur. Bir gün yer merkezine kadar su katılaştığında depremler bitecek ancak depremin bitmesi ile dünyamızda yaşam da sona erecek. Bunun sonucu olarak 225 milyon yıl önce yeryüzünün şekliyle günümüzdeki şekil, ne kadar fark var. Belki 225 milyon yıl sonra da günümüzdeki yeryüzü şekli önceki haline dönebilecek. Bunların sonucunda 1964 - 2001 yılları arasında yeryüzünde oluşan depremlere baktığımızda yılda yaklaşık 65.000 ile 100.000 irili ufaklı deprem olmaktadır ve bunlar da biraz önce bahsettiğim sınırda yoğunlaşmaktadır. Ülkemizdeki depremlerin nedeni hepinizin de bildiği gibi kuzeyde bulunan Kuzey Anadolu fay hattı, aşağıdaki Afrika plakası ve Arap plakasının yılda 2,5 cm hareketiyle Anadolu, Batı Anadolu, Yunanistan’a doğru hareketini sürdürmektedir. İşte Kütahya, İzmir orada oluşan depremlerin sebebi de bunlardır. İşte Arap plakasının yılda 2 cm, Kuzey Anadolu fayının 2,5 cm ve Anadolu plakasının 3,5 cm yılda hareketiyle bu depremler yurdumuzda oluşmaktadır. Bu da Türkiye’nin GPS hız vektörleri hareketini dahi göstermektedir. Marmara Bölgemize gelirsek bu 1900 yılından 17 Ağustos1999 depreminin bir gün öncesine kadar alınan deprem kayıtları ve 2,5’ten büyük olan depremler… Niye 1900 yılı? Çünkü 1900 yılından önce maalesef verilerimiz mevcut değil. Yalnız Türkiyemizin şöyle bir şansı var deprem konusunda, ülkemizde 8 büyüklüğünde ve daha büyük hiçbir deprem olmamıştır ve Türkiye dünyada deprem büyüklükleri bakımından ikinci önemli ülkedir. Ancak bu kadar büyük deprem olmamasına rağmen, deprem hasarları bakımından birinci önemli ülkedir. Bunun nedeni kötü yerde kötü yapılaşma, bilgisizlik, denetimsizlik, yolsuzluk, tasarımsızlık ve yoksulluktur. Buradan hareketle ülkemizde hasar yapan deprem büyüklüğü ortalama 6,1’dir. Bölgelere göre bu büyüklük Doğu Anadolu’da 4, Orta Anadolu’da 5,7, Batı Anadolu’da 6,1’e kadar çıkmaktadır. Yani ülkemizdeki yoksulluk arttıkça depremin yıkıcılığı da artar. Türkiye’de yapı denetimlerine göre depremler 6 büyüklüğünden sonra felakete dönüşebilmektedir. Marmara Bölgemize geldiğimizde Bursa’mıza girersek etrafı denizlerle değil, faylarla çevrili bir ada gibidir. Doğu’da Eskişehir fay hattı, batıda Gönen fay hattı, güneyde Simav, Kütahya, Gediz fay hatları, kuzeyde hem Gemlik hem de beklenen İstanbul depremi. Bunlar ve adını da ayrıca literatürde Bursa ilimizden alan Bursa Merkezinden geçen bir başka fayımız da vardır. 1855 yılında 2 tane deprem üretmiş ve yaklaşık 3000 vatandaşımız o zamanki şartlarda hayatını kaybetmiştir. Bunlara keza 1970 yılında Gediz depreminde Yalova yolunda bulunan nadir yapılardan Tofaş Fabrikası’nın da zemin büyümesi nedeniyle bir kısmı yıkılmıştır. Bursa hem barındırdığı nüfus hem de çevresindeki sanayi tesisleriyle Türkiye’nin en önemli sanayi kentlerinden biridir. Marmara’da olası deprem tehdidi altında olan tek kent İstanbul değildir. Türkiye’nin ağır sanayisinin kurulu olduğu Bursa olası bir deprem riski altındadır. İlimizde meydana gelecek bir deprem ise can kayıplarına neden olmakla kalmayacak, ülkemizin ekonomisini de derinden etkileyecektir. Tabii bir de depremin yasası vardır. Herhangi bir yerde deprem olduysa o yerde en az aynı büyüklükte başka bir deprem daha olacaktır. Bursa’nın tarihsel depremlerine bakıldığında Bursamızı etkileyen birçok deprem vardır. Ama bunların en önemlisi 28 Şubat 1855 ve 11 Nisan 1855 Bursa depremleridir. Oradaki rakamlar büyüklük değil şiddet çünkü biraz önce söylediğim gibi 1900’lü yıllarda biz aletsel verilere geçtik. Bunlar yapılara ve insanlar üzerindeki hasarlara göre değerlendirilmiş şiddetlerdir. Yaklaşık 3000 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Bunların detaylarına bakarsak işte zaten buradan görünüyor, Bursa’da 2000’i aşkın ilk depremde can kaybı, 2. depremde de yaklaşık 140 ve yine çıkan yangınlarda 600 kişi. Toplamda 3000 kişi hayatını kaybetmiştir. Burada ivme, en büyük yer ivmesi Bursa için çalışılmış, yumuşak zeminlerde meydana gelen sıvılaşma ve toprak riskinin belirlenmesinde kullanılıyor. İvmenin de Türkçesi depremin vuruş gücüdür ve Bursamızın da her tarafı gördüğünüz gibi kırmızı… Buradan hareketle Bursa’da bir deprem olduğunda sadece deprem değil depreme bağlı heyelan veya kaya düşme riski olur mu? Bunun dünyada örnekleri var. El Salvador depreminde binalarda bir sıkıntı yaşanmazken ardından gelen heyelanda birçok vatandaş hayatını kaybetmiştir. Bu da son Van depremi sonucunda oluşan heyelanı- gerçi bu basında fay kırığı olarak yer almıştı ama biz oradaydık ve heyelan olduğunu da açıklamıştık- bizlere hatırlattı. Bursa’da deprem olduğunda heyelan olur mu? İşte buradan bakıldığında bence olur. Gerçi Alper Hocam da burada onunla da bu slaytları paylaştık ama 23 km uzunluğunda deformasyon var, o daha detaylı anlatır. Onda bizim hocalarımız tarafından eski olmuş depremlerin mekanizmalarını çözerek, bir daha deprem oluştuğunda kaç büyüklüğünde oluşacağını hesap eden formüller var onlardan bir tanesi olan ve 23 km denilen bu deformasyonun üreteceği deprem büyüklüğü 6,7’dir. En başta söylediğim gibi 6’dan itibaren felakete dönüştüğünü düşünürsek Bursa için risk kapıdadır. Biz TMMOB alt meslek odaları olarak 17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerinden sonra 12 yıldır her yıl anma etkinliklerinde ve yaptığımız panellerde uyarı anlamında, unutmamak ve unutturmamak anlamında bazı şeyler söylüyoruz. Bugün geldiğimiz noktada şunu görüyoruz ki Bursa Büyükşehir Belediyemizin TÜBİTAK’la imzaladığı bir protokol var. Bu protokol bağlamında bu söylediklerimizin %80’inin bu protokol bittiğinde tamamlandığını göreceğiz. Bizim burada istediğimiz bunun devamının getirilmesi ve sonuçlarına ulaştırılması. Gerçi Büyükşehir’den yetkili arkadaşlar da bu konuya değinecek ama ben yine de kısaca bu konuya değinmek istiyorum. Bu TUBİTAK projesi sonunda çıkacak deprem master planının üç tane ayağı var. Doğal geri plan, yapısal geri plan ve sosyal geri plan. Bu TUBİTAK protokolü ile doğal geri planın ilk ve en önemli ayağı tamamlanmış olacak. Sonra bu yer altındaki anakaya topoğrafyası ve hazırlanmış olan haritada bulunan fayların mevcut olan veya olması muhtemel fayların yerlerinin tespiti ve bu fayların çeşitli büyüklüklerdeki depremlerle olası felaket senaryoları oluşturularak yapıların ve hangi bölgenin ne kadar çok etkileneceği belirlenecek o bölgelere alternatif yollar oluşturulacaktır. Oradaki binaların kentsel yenileme projeleri ile yenilenmesi ve ilk müdahalenin hangi bölgelere yapılacağı bilinecektir. Bu Bursa için önemli bir çalışmadır. İstanbul ve Kocaeli Belediyesi’nden sonra Bursa Büyükşehir Belediyemiz bunu hayata geçirmiştir. Bizim burada özellilikle Jeoloji Mühendisleri olarak istediğimiz bir şey var. Deprem bilimi farklı meslek disiplinlerini ilgilendiren bir konudur. Bunun içinde harita var, inşaat mühendisliği var, şehir planlama var, jeoloji var, jeofizik var, mimarlık var. Hatta yerine göre sosyolog ve psikologların da bu işin içinde olması gerekmektedir. Ama ülkemizde ne yazık ki her zaman Jeoloji Mühendisleri iki adım geride bırakıldı. Bizim hep dediğimiz Japonya örneği var önümüzde, Şili örneği var. Bu ülkeler bu sorunları bu meslek disiplinleri ile beraber çalışarak ne bir adım önde ne bir adım arkada, yan yana, omuz omuza, kol kola çalışarak, meslek şovuna girmeden halletmişlerdir. Biz de inşallah ülkemizde de bunu sağlarız. Doğayla savaşan değil işbirliği yapan bir toplumun özlemini çeken insanımız bilimin aydınlığından payına düşeni almalıdır. O halde yitirilecek 1 dakikamız yok. Dersimizi aldık. Artık ödevimize başlamanın zamanı geldi de geçiyor bile. ..Artık söylev haline geldi unutmayın depremler unutulduğunda gelir diyerek sizlere saygılar sunuyorum.

Mehmet Semih PALA - Bursa Kent Konseyi Başkanı:

Gerçekten teşekkür ediyoruz kısa da olsa bilmemiz gereken, bilmediğimiz bilsek bile tekrarı gereken konuları değerli başkan anlattı. İçinden alınabilecek dersler var. Doğayla savaşmamak tabiri, en son cümlesi gerçekten dikkat edilmesi gereken bir cümle. O savaşı kazanamayız. Onun için doğayla dost olmak gerekiyor ve buradan İstanbul’a doğru geçebiliriz. TOKİ önemli bir kurum Türkiye’de yıllardan beri birazda tartışılıyor olabilir ama biz o noktasında değiliz. TOKİ ve deprem noktasında Niyazi Bey buradalar. TOKİ İstanbul Uygulama Daire Başkanı kendisi. TOKİ nasıl bakıyor hadiseye veya neler yapıyorlar, yapmak istiyorlar. Niyazi Bey konuşmaya başlayacak başlamadan önce herhalde kısa bir sunumu var. 10 dakika süreniz var. Onu izliyoruz ve hemen konuşmaya geçiyoruz. Bursa olarak neler yapabiliriz. Bursa Türkiye’ye de yön verebilen bir kent buradan da mesajlar verilebilir. Buyurun.


Niyazi ÖZDEMİR – TOKİ İstanbul Uygulama Daire Başkanı:

Sayın başkan, sayın belediye başkanım, değerli katılımcılar, basınımızın saygıdeğer mensupları, saygıdeğer Bursalılar. Öncelikle mensubu bulunduğum Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. Malumunuz olduğu üzere Toplu Konut İdaresi kısaca TOKİ dönemin Başbakanı Merhum Cumhurbaşkanımız Turgut ÖZAL tarafından 1984 yılında kurulmuştur. Kurulduğu 1984 yılından 2002 yılı sonuna kadar 19 yılda 43.000 konut üretmiştir. 2003 yılı başında 58’nci, 59’ncu, 60’ncı hükümetlerimizle birlikte planlı kentleşme ve konut üretim seferberliği kapsamında idaremize verilen hedef 2011 yılı sonuna kadar 500.000 konut hedefine ulaşmaktı. Şükürler olsun ki bugün 23 Aralık 2011 Türkiye’de ürettiğimiz konut sayısı 518.000’dir. Saygıdeğer katılımcılar idaremizin ürettiği 518.000 konutun yaklaşık 435.000 tanesi sosyal nitelikli yoksul konutları, fakir fukara konutları, dar gelirli konutları, orta gelir grubuna hitap eden konutlar, 83.000 tanesi de bu konutlara kaynak temin eden, bunlara finansman sağlayan hasılat paylaşımı modeliyle yaptığımız konutlardır. Yani ürettiğimiz konutların % 15’i hasılat paylaşımı konutları kısaca halk arasında lüks konutlar denilen. 435.000 tanesi ise sosyal nitelikli konutlardır. Tabii az önceki filmde de gördünüz, TOKİ sadece konut yapmıyor, şehirler üretiyor. Bugün Türkiye’de yaptığımız TÜİK verilerine göre ürettiğimiz konutların içerisinde yaşayacak insan sayısı Bursa ilimiz kadardır. Yaklaşık 20 tane 100.000 nüfuslu şehir kurduk demektir bu. İdaremiz bu konutların sosyal donatılarını da sağlık ocaklarıyla, okullarıyla, camileriyle, ticaret merkezleriyle yapmaktadır. Saygıdeğer Bursalılar bugünkü konumuz Bursa’da deprem gerçeği, tabii biz Başbakanlığa bağlı bir kurum olarak sadece Bursamıza değil fotoğrafın daha büyüğüne bakmak istiyoruz. Bugüne kadar yaklaşık 267 tane belediyemizle 163.000 konutluk bir sosyal kentsel dönüşüm projesine başladık. Bunlardan 64.000 tanesinin uygulamasına geçtik. 32.000 tane konutumuzu da hak sahiplerine teslim ettik. Ancak buradaki saygıdeğer katılımcılar da, herkes de çok iyi biliyor, ülkemizde 74 milyonumuzun oturduğu hane halkı 18 milyondur. Yine TÜİK verilerine göre bu 18 milyon hanenin %45’i maalesef fen ve mühendislikten nasibini almamış, olası bir depremle yıkılabilecek konutlardadır. Amacımız, hedefimiz bu konutları bir nebze dönüştürmektir. Bugüne kadar 9 senede TOKİ olarak hakikaten yırtındık, çırpındık bir şey, bir takım şeyler yapmaya çalıştık ama fazla da bir mesafe alamadık. Ancak dönemin başkanı bugünkü Çevre ve Şehircilik Bakanımızın geçenlerde de basına verdiği mülakat üzerine afet riski altındaki bölgelerdeki konutların dönüşümü ile ilgili Kentsel Dönüşüm Kanunu bugün Bakanlar Kurulumuzdadır. İnşallah önümüzdeki en kısa sürede meclisimiz ile iktidarı ile muhalefeti ile hep beraber bu kanunu çıkartırsak, masanın üzerinde de bu dönüşümle ilgili herhangi bir engel kalmayacaktır. Saygıdeğer Bursalılar tabii biz bina yapan, yapı yapan bir kurumuz. Depremi biz 2003’te Bingöl’de gördük, 2006 senesinde Elazığ’da gördük, 2011 senesinin 19 Mayıs’ında Kütahya Simav’da gördük, 26 Ekim’de Van’da gördük. İnanın az önce sayın meslektaşımızın söylediği gibi, deprem insanları öldürmüyor, binalar öldürüyor. Bakın bugün Türkiye’de 8 milyon konutun acilen dönüştürülmesi gerekiyor. TOKİ 9 yılda 500.000 konut üretti. Bu ne TOKİ’nin, ne başka bir kamu kurumunun altından kalkabileceği bir iş değildir. Biz hep beraber kamusuyla, özel sektörüyle, sivil toplum kuruluşlarıyla bu işin üstesinden ancak gelebiliriz. İnanın biz Van’da gördük. Acı çok taze, depremin altında hiçbir şey size kâr etmiyor, molozun altında hiçbir şey kâr etmiyor. Herkes aklını başına alsın. Bakın 1999 depreminde 17 Ağustos’taki depremde herkes bunu İstanbul depremi diye gördü. Bu bir İstanbul depremi değil, beklenilen de İstanbul depremi değil Marmara Depremi. Bunun kuzeyinde İstanbul olduğu kadar güneyinde de Balıkesir ve Bursa İlimiz var. Şimdi saygıdeğer hocalarımız o dönemde ne dediler bize… Kalan fayın da ortalama 30 yıl içerisinde kırılacağı görünüyor. Bu 30 yılın 12 yılı geçti. Ne yaptık bir şey yapabildik mi? 1/3’ü geçti bunun. Tabii yarın depremin olmayacağını kimse garanti etmiyor. Onun için burada hakikaten herkes aklını başına almalı. Şu anda masanın üzerinde dönüşüm anlamında bir takım yasal engellerimiz var. İnşallah bu sorun, kentsel dönüşüm kanunu ile masanın üzerinden kalktıktan sonra biz bunu hep beraber yapacağız. Saygıdeğer katılımcılar, malum olduğu üzere biz 3 - 4 Mart 2011 tarihlerinde Sayın Başbakanımızın da teşrifi ile İstanbul’da 2. Konut Kurultayı’nı düzenledik. Bize verilen hedef Cumhuriyetimizin 100. yılı olan 2023 yılına kadar 2’nci 500.000 konut hedefi idi. Ancak bu 2’nci 500.000 konut hedefinde idaremizin ana stratejisi deprem odaklı dönüşüm projeleridir. Bir daha söylüyorum, deprem odaklı dönüşüm projeleridir. Bu bölgenin sektörümüzün kırmızı kitabı depremdir. Olası bir depremde can kaybı kadar, Türkiye’mizin sanayisinin büyük bölümünün bu bölgede olduğu da dikkate alındığında mal kaybını da siz tahmin edebiliyorsunuz. Onun için bir daha söylüyorum. Deprem olduktan sonra bunu gündeme getirip, magazinleştirip sonra unutmak değil. Ben buradan Kent Konseyine teşekkür ediyorum. Önümüzdeki dönemde inşallah bu kanun çıktıktan sonra bakın bunu TOKİ yapmayacak. TOKİ bu işin ateşleyicisi olacak. Belki de lokomotifi olacak, ama bunu özel sektörümüzle, diğer kamu kurumlarıyla hep beraber yapacağız. Çünkü deprem geldikten sonra hiçbir şey fayda etmiyor. Canlı örneği bugün Van. Biz 19 Mayıs’ta Simav depremi olduktan sonra Allah’a şükürler olsun ki 6 ay içerisinde 1000 tane konutumuzu bitirdik. Bundan 15 gün önce Simav’da hak sahiplerine teslim ettik. Van’da da şu anda çadır, AFAD ile birlikte konteyner, arkasından kalıcı konut ihalelerimizi yaptık. Ağustos ayı sonuna kadar da 5000 tane kalıcı konutumuzu bitireceğiz. Ondan sonra Van’da yapacağımız 30.000 konutluk bir proje. Biz fotoğrafın büyüğüne bakıyoruz. İnanın Van neyse Bursa’da o. Çünkü Türkiyemizin 780.000 km²’sinin %98’i deprem kuşağında. Biz İstanbul’da Kandilli Rasathanemiz ile hakikaten çok iyi işbirliği içindeyiz. Rasathanemizin bize verdiği bilgilere göre bunu kendileri de internet sitelerinde açıkladıkları için burada çok açık söylüyorum. Antakya’da, Gönen’de ve İzmir bölgesinde, İstanbul malum hakikaten çok insanı ürkütücü bir sessizlik var. Deprem anlamında söylüyorum bunları. Onun için biz ülkemizdeki 8 milyon kaçak gecekondu bölgelerinin veya miadını bitirmiş çöküntü alanları oluşturmuş bölgelerin acilen dönüştürülmesini istiyoruz. Burada en büyük görev duyarlı basın mensuplarımız kadar, sivil toplum kuruluşlarımıza da düşüyor. Bunu devamlı gündemde tutmalıyız, yoksa deprem olduktan sonra 3 gün, 5 gün ağlayıp sızlayıp, ondan sonra unutmamalıyız. Bursamız ülkemizin 4. büyük şehri, sanayimizin ekseriyeti burada. Tabii biz bir insanımızın canını sanayinin tamamına değişmeyiz. İnsan odaklı çalışıyoruz. Bir daha söylüyorum. 8 milyon Türkiye’de acilen dönüşüm bekleyen konut stokumuz var. Bunu hep birlikte dönüştürmek lazım. Deprem Bursa’da neyse Van’da da o, Elazığ’da da o, Antakya’da da o, hepinize saygılar sunuyorum.

Mehmet Semih PALA – Bursa Kent Konseyi Başkanı:

Çok teşekkür ediyoruz, Niyazi Bey’e. TOKİ sağlıklı konut üreten bir kurum. Depreme karşı denetimli, sağlıklı konut üretmek, çok önemli bir kavram. Tabii ki başka konuları başka ortamlarda tartışılabilir. Bursa’nın da tartışacağı konular vardır. Ama bir örnektir. 8 milyon konut Niyazi Bey söyledi, acil dönüşüm beklemektedir. Ben hemen Doç. Dr. Hakan KUTOĞLU’na sözü vermek istiyorum. Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Dekan Yardımcısı ama Bursa ile ilgili bir öğretim görevlimiz, akademisyen. Jeolojik araştırmalar ışığında Bursa’da deprem gerçeği ve çözüm önerilerini bizlerle paylaşacak. Evet, hocam buyurun.

Doç. Dr. Hakan KUTOĞLU – Zonguldak Karaelmas Üniversitesi:

Teşekkür ediyorum sayın başkan şahsınızda bütün dinleyicileri saygıyla selamlıyorum. Süremiz kısıtlı olduğu için hemen sunuma geçeyim. Aslında çok da uzun sunumlar yaptık çeşitli panellerde ama süremiz kısıtlı olduğu için bunu olabildiğince kısalttık. Öncelikli olarak bu araştırmayı gerçekleştiren ekibi göstermek istiyorum size. Çünkü Bursa’da şöyle bir kanı var. Zonguldak Karaelmas Üniversitesi, nereden çıktı bu üniversite falan, niye bu araştırmaları yapıyor gibi bir durum var her halde. Bakın burada bir anahtar var, başarının sırrı var, görüyorsunuz burada jeodezi sizin harita mühendisliği diye bildiğiniz disiplinden jeofiziğe, inşaatçılara jeoteknikçilere ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nden- ve biz Japonları çok severiz-Japonya’ya kadar araştırmacılar var. Dolayısıyla bizim çalışmalarımızı dikkate alabilirsinizi. Japonları çok severiz. Bugüne kadar dikkate alınmadı da o yüzden söylüyorum. Birazdan bunlara geleceğim. Bu araştırma grubunun misyonu şu: İnsan yaşamını olumsuz etkileyebilecek her türlü doğal ve insan kaynaklı olayı imkânlar dâhilinde hiçbir maddi karşılık beklemeden izlemek, kamuoyu ve yetkilileri hiçbir dış etki altında kalmadan doğru ve güvenilir bir şekilde bilgilendirmektir. Bunu niye söylüyorum? Aslında söylemeye gerek yok bütün akademisyenlerin zaten misyonunun bu olması lazım. Ama biz bu çalışmayı 1,5 sene önce gündeme getirdikten sonra Bursa’da bazı gazetelerde haberler görüyoruz. Bir takım akademisyenler, sözde akademisyenler ellerinde çantalar çeşitli belediyelerimize, yerel yönetimlerimize giderek bir takım yanıltıcı çalışmalar içerisinde bulunmaktadırlar. Bunlara da delil olarak bizim çalışmalarımızı gösteriyorlar. O da enteresan bir durum yani. Evet, şimdi tipik fay davranışlarına baktığımız zaman burada bir sıkışma fayı görüyorsunuz, gerilme fayı ve daha çok bizim Türkiye’de gördüğümüz doğrultu atılımlı faylar. Karşıt kuvvetler etkisi nedeniyle arazide bir bozulma meydana geliyor ve o bozulmaların sonucunda deprem nedeniyle faylanma da ortaya çıkıyor. Mesela bu Bursa’yı tehdit eden bir yapılanmadır. Bu hareketleri, bu davranışları biz jeolojik yöntemler yardımıyla milimetre hassasiyeti ile izleyebiliyoruz. Burada iki tane yöntemimiz var. Küresel konumlama sistemi GPS. Siz daha çok navigasyon amaçlı kullanırsınız ama bunun ileri aşamaları var. Burada binlerce km ötesinde milimetre konumlama yapmak mümkün diğeri de uzay radar interferometri. GPS görüyorsunuz şöyle çalışıyor. Uzaydan sinyal alıyor ve yeryüzünde bir alıcımız var o sayede jeodezik bir ağ oluşturup burada konum bilgilerini elde edebiliyoruz. Fay davranışlarını da ortaya çıkartabiliyoruz. Böyle bir çalışma Türkiye’de geçmiş yıllarda 1990’lı yıllarda, Sayın Aykut BARKA’nın yönetiminde yapıldı. Türkiye’nin hız alanı ortaya koyuldu. Bunlardan fay çevrelerindeki gerilmeleri de hesaplayabiliyorsunuz ama ondan sonra bu sinerji kayboldu. 1990’lardan sonra maalesef böyle bir birliktelik oluşturulamıyor. GPS hızlarına dayalı çalışma yapıldı, bu GPS vektörlere dayalı olarak Sayın Aykut BARKA’nın çalışmasında, bu dünyaca ünlü bir dergide de yayınlandı. 1999 depremi öncesi bu, görüyorsunuz GPS hızlarına dayalı olarak 1939 yılındaki depremden itibaren stres birikimi ve bunların boşalmasının modelleridir. 1992 yılında da Kocaeli bölgesinde de şöyle bir stres birikimi verdiler. 1997 yılında da buna dayalı olarak dediler ki yakın bir gelecekte Gölcük’te deprem olma ihtimali var ve hakikaten de iki sene geçmeden Kocaeli’nde böyle bir olayı yaşadık. Gerçek bilim adamları bunları zaten söylemişti önemli olan bunları seçebilmek aradan. Evet, radar interferometri’ye baktığımız zaman iki farklı zamanda uydu görüntüleri alıyorsunuz bunları bir takım işlemlerden geçirip deformasyonları elde edebiliyorsunuz. Zamansal değişimleri 30 km’lik bir alanı tek bir seferde değerlendirebiliyorsunuz. Bu 1999 depreminin neden olduğu 2 – 3 km’lik Gölcük’ten, Yalova’dan Düzce’ye kadar kırılma alanı, renkler depremin neden olduğu yer değişimlerini gösteriyor. Burada 5 metrelik atımlar söz konusu, sismik atımlar söz konusu. İşte bu Aykut Hocaların çalışmasından yola çıkarak 1999 depreminden sonra doğudan batıya doğru göç eden kuzeydoğu fayının bir deprem sistematiği var. O nedenle de deniyor ki Marmara’da deprem bekliyoruz. Bunun söylenmesinin nedeni o çalışma 1990 yılındaki çalışma. Pek kimse bunu gündeme getirmez yani sanki kendileri biliyormuş gibi söylerler bunları ama aslında esası bu çalışmaya dayanıyor. Buraya geldiğimizde sıkıntı şu; Kuzey Anadolu fayı buradan bakıyorsunuz ip gibi tek hat üzerinde gidiyor, buraya geldiğimiz zaman deniz içerisinde ve Bursa Ovası’na doğru çeşitli kollar gidiyor. Şimdiye kadar hep Marmara kolunun kuzey Marmara kolunun kırılacağı iddia ediliyordu çünkü oraya bakılıyordu, çünkü İstanbul’a yakın orası basınımızda İstanbul odaklı olduğu için hep orası konuşulurdu ama artık yavaş yavaş bizlerin de çalışmasıyla Bursa’nın da ve Güney Marmara illerinin de tehdit altında olduğu anlaşılmaya başlandı, bu sevindirici bir olay. Bazı slaytlarımız sevgili Murat ARABACI ile aynı çünkü birlikte paylaşıyoruz bilgileri, birbirimizden sakladığımız bir şey yok o yüzden bazı slaytlarımız aynı. Burada görüyorsunuz Bursa çevresinde faylar belli değil. Çünkü burası alüvyon bir bölge, yüzeyde gözlenemediği için orası boş bırakılmış doğru olarak, izleyemedikleri bir şeyi belirtmemişler. Ama çeşitli çalışmalarda burada görüyorsunuz olası fayları işaretlemişler buradaki kesikli çizgiler olası faylar olarak ifade ediliyor. Geçenlerde yine basında takip ettim bir hocamız diyor ki, burada danışmanlık da yapıyor herhalde. Bursa’da diyor faylar çok kırıklı, o yüzden burada büyük bir deprem olmaz diyor. Yani bu söylenebilecek en kötü şeylerden bir tanesi, çünkü bu bizim sinerjimizi öldürür. Yani siz insanlara derseniz ki Bursa’da büyük deprem olmayacak, herkes kulağının üzerine yatar. Yani bunu neye göre söylüyor, bir çalışması mı var? Ben merak ettim. Baktım öyle bir çalışması da yok kendisinin. Herhalde haritaya baktı şu kesikli çizgileri görünce dedi ki bunlar küçük faylar. Bu kesikli çizgiler fayın küçüklüğünü belirtmiyor, bu olası bir fay hattıdır burada fay olabilir. Bulamadık ama tahmin ediyoruz demektir. Herhalde o böyle bir yanlış algılamaya kapıldı. Böyle bir olası fay sisteminden bahsediliyor. Biz 1,5 – 2 yıl kadar önce sürekli İstanbul’un gündeme getirilmesinden rahatsız olduğumuz için, bizim de burada eşimiz, dostumuz, ailemiz var, biz de gelip gidiyoruz buralara. Bir Bursa’ya da bakalım çevresine de bakalım dedik radar interferometriyle. Fazla da kaynağımız yoktu. Ucuz yolla nasıl çalışabiliriz dedik radar interferometri yapalım. Yaklaşık 1000 – 2000 liraya mal olan bir çalışma bu ve baktığımızda Bursa Ovası’nda bakın burası Uludağ, Bursa Ovası’nda şöyle bir deformasyon hareketi bulduk, 23 km burası, Demirtaş Bölgesi Nilüfer’e kadar uzanan bir 23 km’lik yapı ortaya çıktı. Bunu daha yakından incelediğimizde şurada iki tane merkezi olduğunu görüyorsunuz. Bu merkez etrafında bir çöküntü meydana geldiği görülüyor. Biz dedik ki yani doğrultu atımlı faylar yarı atımlı olması lazım niye çöküntü var. Ne yapacağız? Nedir bunun sebebi? Acaba zemin suyu hareketleri vs. çekilmesi falan ama 23 km. boyunca zemin suyu çekilmesi mümkün değil. Literatürü taradık, araştırdık ettik, ne olabilir diye? Bu konularda çok saygın bir bilim adamı var, Amerikalı Silvester diye. 1988 yılında doğrultu atılımlı fayların bir incelemesini yapmış, 47 sayfalık bir çalışma. Orada diyor ki şöyle de bir resim koymuş, bakın diyor ki çek ayır bir havzada doğrultu atılımlı fayların bulunduğu paralel fay sistemleri varsa, şuradaki gibi paralel fay sistemleri varsa, buna çek ayır havza denir. Çek ayır havza da yer değiştirmeler fay segmentlerinin ortasına doğru maksimuma doğru ulaşır. Fay uçlarına doğru ise minimize olur diyor. Bakın burada olduğu gibi fay uçlarında minimize, merkeze doğru artıyor maksimum oluyor, tekrar ucunda minimize oluyor. Ve sonra diyor ki bunların merkezinde fayların uzunluğuna ve kısalığına bağlı olarak kısa faylarda tek bir merkez etrafında biraz daha uzunsa iki merkez etrafında çökme meydana gelir diyor. İşte aynı burada olduğu gibi. Buradan biz bu tahlili yapma imkânına kavuştuk. Zaten olası faylardan bazı haritalarda veriliyordu. Buradaki sistem buradaki mekanizma, kuzeyde şu tarafta artık siz semt olarak buraları daha iyi biliyorsunuzdur, güneyde Uludağ taraflarında paralel bir fay sistemi Bursa Ovası’nı oluşturmuş ve çek ayır bir havza meydana getirmiş. Şimdi biz bu bulguyu elde ettikten sonra kusura bakmayın ben biraz sivri dilli bir insanımdır ve kimseden de bir beklentimiz olmadığı için de bunları net bir şekilde söyleriz. Biz bunu bulduktan sonra da bir hocamızla birlikte ya ne yapalım dedik. Ne yapacağız? Yayın mı yapacağız yani... Atlayalım dedik Bursa’ya gidelim. Bursa’daki yetkililere bunu anlatalım, 1,5 sene evvel. Gittik toplantı yaptık orada anlattık bunları ondan sonra bazı arkadaşlar da buradalar, bunları flash disklerine istediler. Hocam sizi arayacağız falan dediler. Ne yapabiliriz, ne edebiliriz. Biz de dedik ki bizim sizden bir beklentimiz yok arkadaş. Biz size balık tutmayı öğretelim. Yani biz sizden ne danışmanlık bekliyoruz, ne bir şey bekliyoruz. Hiçbir şey beklemiyoruz. Bunlar mühendislik uygulamaları o kadar zor şeyler değil. Bursalı da bir sürü mühendis var. Siz bir birim oluşturun biz gelelim size bu yöntemleri öğretelim. Siz kendiniz Bursa’yı izlemeye devam edersiniz. Balık tutmayı öğretelim size yani. Neyse aradan 7 – 8 ay geçti. Hiçbir ses seda yok. Biz bu sefer Bursa Valiliği’ne yazı yazdık. Dedik ki sizin ovanızda böyle böyle bir durum var, bilginiz olsun. Oradan da bize bir yazı geldi dediler ki - buyurun gelin bunları anlatın, ne yapabiliriz, biz bu çalışmayı sürdürebilir miyiz, edebilir miyiz, bize öğretir misiniz? de demiyorlar- Biz bu yazınızı herkese duyurduk, herkesi bilgilendirdik. Şimdi bu valiliğin de bir danışmanı var galiba. Danışmana bu gösterildi mi arkadaşlar bu çalışma. Murat Bey ya da İbrahim Bey. Bir danışman Hoca var galiba Valilikte. Bilemiyorum yani gördü mü acaba bunu? İmar İşleri Daire Başkanımız var burada Bursa Büyükşehir Belediyesi’nden. Danışman gördü mü bunu? Deprem danışmanı.

Murat UŞUN – BBB İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı:

Hayır, o gün yaptığınız sunumu kimler izlediyse orada onlar istedi. Sonra biz bilgilendirdik. Biz o çalışmanızı TUBİTAK ile birlikte o sizin bahsettiğiniz bölgeye odaklanarak orada devam ettireceğiz.

Doç. Dr. Hakan KUTOĞLU–Zonguldak Karaelmas Üniversitesi:

Evet, şimdi işte bu danışman hocamızın yorumlarını izliyoruz. Diyor ki işte biz Bursa’yı sismik sismografyalarla donatacağız. Depremi erkenden göreceğiz. Şimdi ben böyle bir çalışmayı bilmiyorum. Sismografyayla erken uyarı çalışması yapıldığını bilmiyorum yani hiç bir yerde görmedim, rastlamadım. Bir sürü de yayınımız var. O yayınlar dünyadan en iyi dergilerde atıf da alıyor, ben böyle bir şey görmedim yani. Şimdi bugüne kadar ben 1,5 sene geçti şunu beklerdim. Eğer böyle bir akademik birisi var ise yahu bu arkadaşlar kim, bu çalışmayı kim yaptı bir gelsinler görüşelim, böyle yöntemler varmış bilmemesi de ayıp zaten yani deprem çalışıp da GPS ve radar interferometriyi bilmemesi çok ayıp bir şey. Konuşalım nedir bu nasıl gidiyor bu deformasyon devam ediyor mu arkadaşlar? Merak eden var mı? Devam ediyor mu? Kimse bize sormadı, hocam devam ediyor mu, izlediniz mi? diye sormadı bize. Devam ediyor mu acaba deformasyon bilen var mı? Ben mesela çok merak ediyorum. Çünkü bu deformasyon ani bir değişim gösterirse, bu deformasyon durur veya yön değiştirirse deprem kapınızda demektir. Bize kimse sormadı devam ediyor mu diye. Hiç kimse merak etmiyor demek ki Allah Allah yani ilginç hakikaten. Biz de böyle vatandaşa şikayet ediyoruz işte yapacak başka bir şey yok. Şimdi Bursa’da büyük deprem olmaz deniyor, diyen danışman yine. 1855’te deprem olmuş 2 tane. Literatüre bakıyoruz, hepiniz evinizde internetten bağlanabilirsiniz Wikipedia. 1855 Bursa depremi. Kaynakça Boğaziçi Üniversitesi, Bursa Sağlık Müdürlüğü, Bursa Valiliği, Amerikan Jeoloji Servisi vs. diyor ki bakalım şimdi danışmanımız büyük deprem olmaz diyor ya… 1855 Bursa depremi 28 Şubat’ta meydana geldi. Resmi olarak kaydedilen büyüklük 7,5’tir. Bu deprem Türkiye’nin Bursa İlinin Mustafakemalpaşa ilçesinde meydana geldi ve bütün Bursa’da ve diğer komşu şehirlerde şiddetli yıkıma sebep oldu. 300 kişi öldü ve binlerce ev ve işyeri harabe oldu. Bazı tarihsel anıtlar ve camileri de içeren yapılar çöktü. Daha sonra yangın şehir içinde yayıldı ve toplam ölü sayısını arttırdı. 11 Nisan 1855’te bunun bir artçı şoku 7 büyüklüğünde kaydedildi. Bu artçı şok Gemlik’ten Mudanya’ya kadar olan bölgeyi etkiledi. 1300 kişi öldü, işte vs. vs. 1300 kişi ölmüş ondan önce de 500 – 600 kişi öldü, 2000 kişi yani öldü. Evet, buraya geliyoruz. İşte yine Murat arkadaşımız göstermişti. Burada fay uzunluğuna göre deprem büyüklükleri. Bizim belirlediğimize göre 23 km olabilir ama daha büyükte olabilir emin değiliz. 23 km olursa 6,7 yapar. Bu hesaplardan da kimsenin haberi yok herhalde. Bu formülün doğruluğunu göstermek için yaklaşık 150 km kırılmıştı Gölcük’te 7,4 verilmişti. Bu formülde 7,6 veriyor gördüğünüz gibi. Başkanım istediğiniz zaman kesebilirim.

Mehmet Semih PALA – Bursa Kent Konseyi Başkanı:

Evet, çok güzel, çok değişik bir sunum. Çok değerli konuklar, bakın burada çok güzel teknik, bilimsel, kaliteli bir atışma izliyorsunuz, çok kaliteli, çok düzeyli. Bunları biz Bursalılar olarak, Bursa’nın insanları olarak da belki yeni şeyler de duyuyorsunuz. İşte bakın bu tür toplantılar düzeyli yapılırsa, düzeyli tartışmalar, değişik fikirlerde ortaya konulabiliyor. Bunlar mutlaka not ediliyor, bunlar tekrar konuşulacak, üstüne gidilecek konular ben hocamıza gerçekten teşekkür ediyorum ama her hâlükârda yine size tekrar söz vereceğiz. Birkaç dakika daha müsaade edelim. Çünkü yine çok değerli konuşmacılarımız var.

Doç. Dr. Hakan KUTOĞLU – Zonguldak Karaelmas Üniversitesi:

Biz akademisyenlerin özellikle gerçek akademisyenlerin dikkat ettiği en önemli konu, bi,r bilgi verdiğiniz zaman altına kaynağını da vereceksiniz. Bakın bu hocalarımız Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden Bursa’yı çalışmışlar, az evvel Murat ARABACI da gösterdi. Bu sizin zemin sıvılaşma özelliklerinizi gösteriyor. Bursa bölgesi gördüğünüz gibi 1,6 GP ile en fazla zemin sıvılaşma özelliğine sahip bölge. Kıpkırmızı görüyorsunuz yine İznik bölgesi de ve Gemlik bölgesi de aynı şekilde tehdit altında kıpkırmızı. Buradaki mühendis arkadaşlarımıza ben öneriyorum, ODTÜ’den Gül KALKAN hocadan faydalanabilirsiniz. Hep aynı kişilerden faydalanmayın yani bu literatürü bilmek gerekiyor. Bu hocalarımıza da bir ulaşın ben tanımıyorum şahsen literatürden buldum kendisini. Bursayla ilgili böyle bir çalışma yapmışlar. Onların da bilgisine başvurursanız iyi olur hep aynı kişilere gitmeyin. Bu heyelanı zaten Murat Bey söyledi. Bursa’da ne yapılabilir? Bakın Bursa’nın yapısı çanak şeklinde öncelikle şu ovadaki yapılaşmayı bir an önce azaltmanızda fayda var. Şu bölgeler Gürsu bölgeleri buralar biraz daha sert zemin belki buraları düşünebilirsiniz ama yine jeolojik etütlerinizi ve jeofizik etütlerinizi yapın tabii ki ama bu ovayı mümkün olduğunca az katlı ve bina stokunu azaltarak, seyrelterek bir çalışma içerisine gidin. Şu taraflar daha sert zemin gibi gözüküyor. Uludağ eteklerin de de 20 derecenin üzerine çıktığınız zaman heyelan riski var. Dağın bu tarafını da keserseniz eğer topuğu aldığınız zaman orada heyelan riski olacaktır. 20 derecenin üzerine çok çıkmayın, eğilimli arazilere çıkmayın yerleşim bakımından. Ben kabaca buraya bakarak söylüyorum. Bunlar için yine Jeofizik ve jeolojik etütlerinin yapılması lazım belki de yapılıyor proje kapsamında onu bilemiyorum. Burada semtleri de görüyorsunuz bunlar her kafadan bir ses çıkan nitelikte. Bursa’daki her gelen idarenin yaptığı birbirinden bağımsız çalışmalar. Bu çıkan haberlere göre Bursa’daki çalışmamı ben şu şekilde değerlendiriyorum kusura bakmayın ama yanıltılıyorsunuz. Hani ben en nazik bu kelimeyi buldum. Bu çalışmalardan bir tanesini söyleyeyim bir arkadaşımız vardı bizim laboratuvarımızda birlikte çalışıyorduk, Zonguldak’ta finansman bulmuştu. Sismik araştırmalar yapacaktı, yapalım dedik… önce bir 800 dedi 200 dedi şey dedi falan. Ya sen hep paradan konuşuyorsun dedik bizim seninle işimiz olmaz yollarımızı ayıralım dedik. Onun 800 bin lira herhalde aklında kalmış, Bursa’ya gelmiş bir belediyede 800 bin TL’lik anlaşma imzalamış. Deprem çalışması niye gerekli? Bir kere şunu herkes anlayacak. Herkes meslek shownizmini bırakacak. Deprem dediğimizde olayın merkezinde jeofizik vardır. Ama sadece jeofizik bu benim işim diyemez. Bakın kümeyi ne kadar büyütürseniz kapsayacağınız alan o kadar fazladır. Hepsi birbiriyle çakışıyor. Tek başına olursanız hiç bir şey yapamazsınız. Burada her alanda katkı mı yapılabilir bunları birlikte çalışmak gerekiyor. Meslek shownizmini bırakacağız, çekişmeleri bırakacağız, adam kayırmayı bırakacağız çünkü insanlarımız ölüyor. Evet, burada ben şunu da söyleyeceğim meslek odalarının açıklamalarını takip ediyorum bazen, sizler belki çözemeyebilirsiniz ben mühendis olduğum için odaların yapısını yakından tanıyorum. Lütfen birbirinize böyle girmeyin. Yer bilimleri yapmayın der, inşaat mühendisleri yapalım der her yere yaparız der ikisinin ortasını bulmak zorundayız. Ne hiç yapmayalım diyeceğiz, ne de her yere yapalım demeyeceğiz. Orta yolu bulmamız lazım. Evet, son olarak Bursa’da yapılması gerekenler; bir kere koordinasyonu sağlayacağız herkes kendi kafasına göre iş yapmayacak. Benim çok şaşırdığım bir şey 10 milyon TL’lere Japonlara falan para veriliyor. Japonlar bize ne söyleyecek anlamadım yani. Biz bunların hepsini biliyoruz. Yıllardır TUBİTAK aracılığıyla, YÖK aracılığıyla yurt dışına insanlar gönderdik. 7 sene, 8 sene doktora yaptılar buraya geldiler biz hâlâ Japonya ile 10 milyon TL’lik anlaşma yapıyoruz. O zaman biz bu adamları niye yurt dışına gönderdik. Bunları bize anlatsınlar diye gönderdik. Ben bakıyorum Bursa Üniversite’ne, bu iş içerisinde hiç yok. Kocaeli Üniversitesi ile anlaşma yapılmış, TUBİTAK ile anlaşma yapılmış. Uludağ Üniversitesi’nin kapısını çalan olmamış. Enteresan yani çok şaşırdım hakikaten. Arkadaşlara sordum Bursa Uludağ Üniversitesi size gelen oldu mu? Yok, bize kimse gelmedi diyorlar. Biz bu işin içerisinde değiliz. Yerindeki insanlarla çalışın arkadaşlar. Neden? Onu söyleyeyim. Buradaki hoca yanlış bir şey yaparsa burada, yüzü tutmaz ortaya çıkmaya. Evet, Bursa Ovası’nın alüvyon yapısının derinliğini mutlaka ortaya çıkartmak lazım belki de yapıyorsunuzdur. Fayların yapısı da jeofizik yöntemlerle saptanmalı. Bursa’nın jeolojik yapısı ortaya konulmalı, jeoteknik özellikleri ortaya çıkartılmalı. Bina yapılması için çok önemli bilgi bunlar. Mevcut arazi kullanımını ortaya koymanız lazım ve bilgi sistemi oluşturmanız lazım. Bilgi sistemi olmadan bu işlerin altından, bu kadar bilginin altından kalkamazsınız. Zayıf zemin yapısı olan yerlerle yapı stokunun yaşlı olduğu lokasyonlarda zaman kaybedilmeden kentsel dönüşüme gidilmeli. Buralarda efendim karot alacağız marot alacağız diye uğraşmaya gerek yok. Ekstra para harcamaya gerek yok. Diğer yerlerde ise binaların sadece karotuna değil karot ile bir şey olmaz ki. Bir yapı en zayıf halkasını ölçüyorsunuz. Siz bir yerden karot alacaksınız. Şimdi mühendis gitti, yapı denetime gidiyorlar. Mühendis gitti işçiyi fırçaladı. İşçi de kızdı. Gitti o da demirleri dedi ki ben bağlamıyorum arkadaş bunu dedi. Bunu kim görecek? Var mı böyle şeyler ortalıkta? Yapılmıyor mu? Yapılıyor. Karotla sadece olmaz bu binanın her tarafını görmeniz lazım. Tomografisini çekmeniz lazım. O yüzden binaların sismik davranışları mutlaka test edilmeli, böyle yöntemler var bunlarında farkında olmamız lazım. Yeni yapılaşmalarda zemin özelliklerine göre az katlı mı olacak, çok katlı mı olacak buna özen gösterilmeli. Sağlam zemin olan yerlerde yeni kentsel gelişim alanları oluşturulmalı. Havzadaki deformasyon gelişimini mutlaka izleyin çok önemli çünkü bunlar. Erken olan çalışmalara zaten soru işareti gözüyle bakıyorum Türkiye’de 150 tane GPS istasyonu bulunan alanlar var. Bakın bunlar sürekli veri topluyor. Sürekli 24 saat 365 gün veri topluyor. Bursa’da da çevre de istasyonlarımız var. Bu verileri niye istemiyorsunuz? Niye değerlendirmiyorsunuz bu verileri? İsteseniz Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nden ve Harita Genel Müdürlüğü’nden bu verileri alıp gün gün araziniz ne kadar kabarmış, ne kadar çökmüş öğrenebilirsiniz. Bunun farkında değil misiniz? Evet, ben Bursa’ya gelip gitmekten açıkçası sıkıldım. Ben bu panellerden sonra değerlendirmelere bakarım. Geçen birisi şey yazmış vatandaş acaba bizim hakkımızda ne düşünüyor diye. Uludağ Üniversitesi’ndeki panelden sonra Hürriyet Gazetesi’nden çıkan haberde bir yorumcu demiş ki: Kim bilir kime rant çıkarmak için bunları yapıyorlar. Biz böyle şeylerden rahatsız oluruz. Atasözü olduğu için söylüyorum kimse için söylemiyorum. Atasözü böyle, Bursa’da bu çalışmalar “At izi it izine karıştı”. O yüzden biz Bursa ile ilgili çalışmalarımıza TÜBİTAK’a proje sunacaktık aslında ama bu son gelişmeler nedeniyle bu kararımızdan vazgeçtik. Türkiye’de çalışılacak çok yer var. Biz bundan sonra uzunca bir süre Bursa üzerinde çalışma yapmayacağız çünkü çok fazla rant kokan işler oluyor. Teşekkür ediyorum.

Mehmet Semih PALA – Bursa Kent Konseyi Başkanı:

Evet, hocamıza açık ve net anlatımı nedeniyle ayrıca teşekkür ediyoruz. Çok dikkate değer cümleler, kelimeler, laflar sarf edildi. Herkes payını alır. Yorumları bilahare yapmak üzere diyorum. Şimdi Başbakanlıktan gelen Demir Bey’e söz vermeden önce Gemlik Belediye Başkanımız, bir uygulamacı, bir Belediye Başkanı, en riskli bir bölgenin de Belediye Başkanı Sayın Refik YILMAZ’a kısa, net ifadeleri için söz veriyorum. Buyurun Başkanım.

Avukat Refik YILMAZ – Gemlik Belediye Başkan Vekili:
Çok değerli kent konseyi başkanımız, muhterem katılımcılar, basınımızın güzide mensupları hepinizi saygı ile sevgi ile selamlıyorum. Büyükşehir Belediye Başkanımızla beraber bu akşam Tahran’da bir program var. İstanbul’a uçağa yetişeceğim için Başkanımızdan bilgi notuyla söz aldım, çok teşekkür ediyorum. Biraz sonra ayrılacağım inşallah. Evet, Gemlik bugün merkezi 105.000 nüfuslu, yazın da Kumlasıyla, Kurşunlusuyla beraber 250.000’e yaklaşan bir ilçemiz. Bursa’daki birçok vatandaşımızın da gerek Kurşunlu’da gerekse Kumla’da yazlığı bulunmakta. Bir kısmının da maalesef Kumsaz’da kaçak yapıları bulunmakta. Şimdi bu yapılara baktığımızda gerek Kumsazımız, gerekse Kumlamız alüvyon arazi üzerine kurulu. Gemlik merkeze baktığımızda da yapılaşmanın olduğu yerler, jöle diye tabir edilen, balçık diye tabir edilen bir bölge. Fay hatlarıyla ilgili yeterli bilgiyi hocalarımız verdiler, ben onlara girmeyeceğim onlar bizim konumuz değil. Bakın şu an cadde üzerinde TEDAŞ’ın gerilim hatları, BUSKİ’nin yapmış olduğu yağmur suyu kanalı, şunlarda evet bir beyaz peyniri bıçakla, kalıpla keser gibi kesilmiş çamur. Yaz aylarında çekilmiş görüntü olduğu için burada sıvılaşma olmamış ama şu anda bunu çeksek buralar olduğu gibi balçık, şurada çok daha net gözüküyor. Böyle bir yapının üzerindeyiz. Evet, 4 metre, 5 metre derinliğinde kanalizasyon hatları döşendi ve çıkan malzeme bu. Arıtma sistemi ile ilgili bir çalışma yapıldı. Görüyorsunuz tamamen balçık. Jeoloji mühendislerimiz bunun ne ifade ettiğini gayet iyi bilirler. Şurada da bakın hemen yerin 1,5 metre altı, bunlar yerin dolgusu yol dolgusu, şunlar da zemin. Şimdi evet buralarda yaşıyoruz. Bu da Gemlik’te bu rutubetli, bu nemli havada deniz kumundan etkilenen demirlerin korozyona orantısını gösteriyor. Bunları niye söyledim. Biz adeta varlık içinde yokluk çekiyoruz. Bakın şurası hemen taş ocakları mevki dediğimiz bir mevki, şunlar da kireç taşı. Burada vatandaş zeytinlik oluşturmaya çalışmış ama alt kısmı taş ocağı buranın görüyorsunuz, yayılmış araziye. Bu da bir taş ocağı, şurası da az önce ifade etmiş olduğum ova, burası Karsak Deresi, biz bu sağlam zeminli bölgelerde konut yapmak istiyoruz ancak şu anda mevcut zeytincinin saha kanunu buna engel. 1/100.00’lik planlarımız şuan yapılıyor. 1/25.000’lik planlarımızın çalışmaları sürdürülüyor ve biz burada tüm 1/100.000’lik planlar için çalışan hocalarımızdan, 1/25.000’lik çalışan akademik odalarımızdan rica ediyoruz. Şu anda bizim mezarlıklarımız sağlam zeminli bölgelerde ama işte yerleşimimiz burada. Gemlik’te bir deprem yaşanmadan el birliği ile bu planlarımızı sağlam zeminli bölgelere çekelim. Bilim adamları bunu böyle söylüyor. İşte biraz önce hocam ifade etti. Gürsu’da işaret ettiği dağlar neyse Gemlik’te işaret etmiş olduğu biraz önceki dağlar da aynı şeyleri söylüyor. Ecdadımıza baktığımız zaman yerleşmesini hiçbir zaman ovaya yapmamış. Bize kitaplarda anlatılırdı işte geçmişte savunma yapılabilsin kolay savunulsun şehirler diye dağlara, yamaçlara yapılırmış, aslında sadece savunma için değil deprem önceliğini de ecdadımız dikkate almış. Bakıyoruz Emirsultan’a, Muradiye’ye, Çekirge yamaçlarına, Tophane yamaçlarına ve birçok şehirde böyle. Bize bilim adamları böyle söylüyor, ecdat böyle söylüyor. Kur’an’da Lal suresinin 15. ayeti kerimesinde şu ifade ediliyor “Biz yeryüzünün sarsıntısını azaltsın diye dağları çivi gibi çaktık “. Şimdi bunlar bize bu planlarda bu yerleşimlerde yol gösteriyor. Biz buna dikkat çektiğimiz zaman tepki alıyoruz. Sayın başkan siz bizim mülklerimizin kıymetini düşürüyorsunuz. Bu açıklamalar mülklerimizi beş para ediyor. Peki, şunu söylemek lazım depremden sonra her birimizin yakındığı nedir? Nerede bu devlet? Çadır yok, barınma yok, eğitim yok! Şimdi Allah vermesin biz önlem almak zorundayız. Yarın ağlamaktansa bugün bunu burada konuşmak zorundayız. Bakın 3573 sayılı zeytinciliğin ıslahı kanunu diyor ki zeytinlik alanlar da imar çalışması yapıldığında %10’dan fazla yapılaşma olamaz. Ama öyle bir çelişki var ki aynı alanlarda çok rahatlıkla taş ocağı açabiliyorsunuz. Biraz önce göstermiş olduğum bölgede, bakın burada geçmişte bir taş ocağı çalışmış, kapanmış ve biz şimdi hemen bunun yanı başında burada bölge hastanesi düşünüyoruz, yanında belediye binası düşünüyoruz. Yine tüm kamu kurumlarını, şehri bu bölgeye bu yamaçlara taşımayı düşünüyoruz. Ancak taş ocağına verilen ruhsat maalesef planlara verilemiyor. İşte Bursa Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Daire Başkanımız Murat Bey burada. Şuradan şu taş ocağı üzerinden bölge hastanesi ve şurada toplu konut yapabilmek için toprak koruma kurulu olumlu rapor vermedi. Uzun uğraşlardan sonra Murat Bey’e teşekkür ediyorum, çok sınırlı bir alanda toprak koruma kurulunun olumlu raporunu alabildik. Yani biz bir şehir yok olduktan sonra mı düşüneceğiz? İnsanın zevkini karaladık. Bazı şeylerin Sayın başkanım değişmesi gerekiyor. Kent Konseyi bu konuda gerçekten çalışmaları ile Türkiye’ye örnek oldu. En son yakın zamanda 20 gün önce biliyorsunuz, Gemlik’te kurulan bir sanayi tesisi bölgede yanıcı, parlayıcı, patlayıcı 142 adet depolama tankı planladı. Biz bunu kamuoyuyla paylaştık, ÇED raporu alınıyor idi ve biz çok şükür başta kent konseyimizin desteğini, tüm siyasi partilerimizin desteğini, bütün sivil toplum örgütlerinin desteğini, halkımızın desteğini alarak bu ÇED raporunu iptal ettirdik. İlgili kuruluşlar bugün açıklama yaptı biz vazgeçtik diye. Bu Bursa’nın başarısıdır, sivil toplum örgütlerinin başarısıdır, sizlerin başarısıdır. Aynı başarıyı, aynı büyüklükte çalışmayı kışın 100.000’i aşan, yazın da 250.000’i aşan bir kentin mahvolmaması için de yapmak zorundayız. Beni sabırla dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum, ben sizden izin isteyerek salondan ayrılıyorum, sağ olun var olun.

Mehmet Semih PALA – Bursa Kent Konseyi Başkanı:

Evet, Sayın Başkanım gerçekten teşekkür ediyoruz. Uygulamacı bir Belediye Başkanı neredeyse yalvarıyor bakın enteresan bir şey. Yani rant için arsa aramıyor Belediye Başkanı, sağlıklı bina yapmak için yer arıyor. Ancak mevzuat hazretlerini aşma noktasında hep tecrübeli yöneticiler var. Demek ki bu konular üzerinde çalışılması lazım. Zeytin de tabii çok önemli, Bursa için de önemli, Türkiye için de önemli ama belirli şeyler için hele o Gemlik Çanağını herkes biliyordur. Oranın hemen boşaltılması lazım arkadaşlar yani kâhin olmaya falan gerek yok, öyle helva gibi yerin üzerinde o şekilde binalar olmaz. Ben de bir İnşaat Mühendisiyim, biraz da bu konuların içindeyim. Körfez depreminden sonra, ilk körfez civarında güçlendirme projeleri yapan insanım. Çok zor bir süreçten geçtik biz orada ama insanımızı da bilinçlendirmek lazım. Orada yanı başındaki bina yıkılmış, içinde birçok insan ölmüş, yanındaki bina güçlendirme yapılırken o binanın yöneticisi kooperatif başkanı gelip aman şuraya perde koyma, şuraya bilmem ne yapma diyebiliyorsa bizim insanımız, çok düşünmek lazım ve orada belirli sayıda proje yaptıktan sonra oradan geri dönmüş bir insanım. Bu baskılar karşısında kuvvetli bir bina yapmak için uğraşıyorsunuz, projeyi dengeliyorsunuz geliyor size diyor ki şu perdeyi kaldır. Neden? Maliyet düşsün. Olacak iş değil, yani ondan sonra bina yıkılıyor, nerede bu devlet, nerede çadır, nerede şu, nerede bu? Hepimizde hata, kusur var. Sistemin tümünü sorgulamamız lazım ve Demir Bey, Başbakanlık Afet Acil Durum Başkanlığı Deprem Dairesi Deprem Yönetim Grup Başkanı. Bakalım Ankara’dan nasıl gözüküyor veya neler yapıyorlar? Hem kısa bir bilgilendirme ve söylenenlerden de aşağı yukarı bilgi sahibi oldu Demir Bey. Ben yine kusura bakmayın bir 10 dakika müsaade edeceğim daha sonra yine buradayız ayrılmıyorsunuz. Teşekkür ederim.

Demir AKIN - Başbakanlık Afet ve Acil Durum Başkanı Deprem Dairesi Deprem Yönetimi Grup Başkanı:

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan, tüm katılımcıları saygıyla selamlıyorum. Ben genellikle bu tür toplantılarda farklı ne konuşulur diye onu çok merak etmişimdir. 35 yıldır aşağı yukarı bu işlerle yani depremle doğrudan doğruya ilgilenen bir arkadaşınız olarak söyleyeyim. Bugünkü toplantıdan da çok yararlandığımı ifade etmek istiyorum. Özellikle Anya MCKEE’nin konuşması kendisi gerçi şimdi çıktı ama depremle ilgili planlamalarımızda mutlaka Türkiye’de yabancıları da düşünmemiz gerektiğini bize ifade etmiş oldu. Aslında çok yabancı olduğumuz bir konu da değil. 1999 depreminden sonra Türkiye’de yaklaşık olarak 55 ülkeden 5000’den fazla insan gelmişti arama kurtarma ekibi olarak ya da sosyal bilimciler olarak teknik insanlar gelmişti. Bu insanlarla ilgili özellikle çevre konusunda bazı problemler olduğu için 1999’dan sonra bu konuyu üniversitelerimizle görüşmüştük. O çerçeve içerisinde İstanbul Üniversitesi’nde ve Hacettepe Üniversitesi’nde çok iyi nitelikli iki tane grup kurulmuştu. Yani bir depremden sonra, bir doğal afetten sonra o bölgede olan insanlarla yabancılarla ilgilenilsin diye. Böyle güzel bir gönüllü çalışma grubumuz vardı. Biz o çalışma grubunu tüm Türkiye’de diğer üniversitelerimize de yayma konusunda çaba sarf ediyorduk. Ama tam bu noktada Bursa’da söylenen şey beni gerçekten biraz da şaşırttı yani bu kentte 100.000 kişinin yaşıyor olması şimdiye kadar bizim hiç algılamadığımız bir olaydı yani kentlerde genellikle turistler olur ya da birkaç tane insan çalışmak için gelmiştir diye düşünüyoruz ama 100.000 korkunç bir rakam. Bunun 1/10’u bir rakam bile mutlaka bizim afetle ilgili acil yardım planlarımızda yabancıları da göz önüne almamız gerektiğini bizlere hatırlattı. Şu anda planlarımızda il afet ve yardım konularının altında 9 tane yürütme kurulumuz var. Burada her şeyi düşünüyorduk ama bir 10. grubun belki bu arkadaşımızın talebi üzerine kurulması gerektiğini kafamızın içerisinde not etmiş olduk. Bu da bu toplantının sevindirici bir katkısı olacak. Şimdi değerli katılımcılar aslında burada bu konuşulan şeylerin tamamına yakını, farklı şehirlerden aynı olayın görülmesi şeklinde cereyan ediyor. Yani mesleklerimiz farklı olabilir, bakış açılarımız farklı olabilir, nüfusumuz, bulunduğumuz konum farklı olabilir. Ancak diğer arkadaşlarımızın da söylediği gibi deprem olayı, doğal afet olayı gerçekten bunun dışında bir olay. Yani neredeyse bütün meslek dallarını ilgilendiren, neredeyse bütün statüleri ilgilendiren yönetimi yani kamu yönetimini, özel sektörü, medyayı, eğitim kurumlarını, sivil toplumu ve bunların hatta ve hatta dışında tek tek insanları bile ilgilendiren bir olay. Yine demin ki arkadaşım ilk başta konuşan yabancı arkadaşımın söylediği gibi Yeni Zelanda’da yaşanan deprem yani Christchurch depremi orada bir tane Türk vatandaşının varlığı Türkiye’yi o depreme bağlamıştı, bu önemli bir olgu. Demek ki bir kişi bile bizim için çok önemlidir ya da Van depreminde bir çocuğumuzun o enkazın altından çıktıktan sonra kaybedilmesi gerçekten bu 644 ölümüzün yanında artı fazla bir acı yaratmıştır. Yani toplumun tamamını ilgilendiren bir olayla karşı karşıyayız ama bununla beraber tek tek bütün insanlarımızı ilgilendiren bir olayla karşı karşıyayız. Bu olaya daha geniş kapsamda bakmak gerektiğini hisseden Türkiye Cumhuriyeti’nin Kamu Yönetimi 1999 depreminin çıkarttığı derslerden de yararlanarak 2004’te bir şura toplamıştır, deprem şurası toplamıştır. Bu şurada en önemli eksiklerimizden bir tanesinin Türkiye’de depremlerle ve doğal afetlerle ilgili bir yol haritasının olmamasını ya da stratejik bir yaklaşımının olmamasını en önemli eksiklik olarak ortaya koymuştur ve böyle bir stratejik belgenin hazırlanması konusunda kamu yönetimine de görev vermiştir. Aradan geçen zaman dilimi içerisinde bu görevin yerine getirilmesi konusunda bazı güçlükler oldu. Belki aradaki depremler bunu biraz geciktirdi. Ama 2009 yılında kurulan Başbakanlık Afet Yardım ve Acil Durum Yönetim Kurulu Başkanlığı altındaki Deprem Danışma Kurulumuz bu konuyu öncelikli ele aldı. 18 ay’a yakın bir yıldan da fazla bir süre içerisinde toplumun neredeyse tüm katmanlarına danışarak daha önce bu konuda yazılmış, belgelenmiş, yapılmış binlerce toplantının sonuçlarına istinaden 10 bine yakın sayfayı da tek tek değerlendirerek ve yine akademik çevrelerle yakın bir bağlantı kurarak Türkiye’de ilk defa bu yılın ortalarında 17 Ağustos’ta ilan edilen “Ulusal Deprem Statüsü ve Eylem Planı” ortaya konmuş durumda. 2023’e kadar olan zaman dilimi içerisinde Türkiye’nin yapacağı şeyleri adım adım sayan bu stratejik belge ve eylem planı eğer uygulandığı takdirde, uygulanma fırsatı bulduğu takdirde ki biz bunun böyle olacağına çok yakinen inanıyoruz. Çünkü Türkiye’de ilk defa 10 Bakan, Başbakan Yardımcısının Başkanlığı altında ilk defa böyle bir toplantı da bir araya gelmiştir. O toplantıda bunlar geçmişte bu konularda çok üstlerde bir abimizin söylediği gibi ben 20 yıldır bu insanları bir araya getiremedim, ilk defa bu kadar bakanı bu iş için bir arada görüyorum dendiği bir olay çerçevesinde cereyan ettiği için mutlaka uygulamaya geçecektir diye düşünüyorum. Bu stratejik belgemizin 3 tane ana unsuru var. Bu stratejik belgeyi anlatmak aslında çok fazla bir anlam ifade etmeyebilir ama benim size özetle söylemek istediğim bir de şu olacak; eğer bu stratejik belge yani Türkiye için hazırlanmış bu stratejik belge, Bursa içinde uygulandığı takdirde, adım adım uygulandığı takdirde Bursa’nın önümüzdeki yıllarda yaşamak durumunda kalacağı bir depremde, doğal afette zararlarını en hafif şekilde giderebileceği bir yatırım elde edilecektir diye düşündüğüm için bunu sizinle paylaşmak istiyorum. Bu stratejik belgede 3 tane ana hedefimiz vardı. 3 tane ana eksen ortaya konmuştur. Bu aslında Türkiye’nin bu konuda eksikliklerinin bir ifadesidir, bunu da söyleyeyim. Strateji de yazdığınız her şey bu 87 eylemin tamamının bu işleri geçmişte yeteri kadar yapmamış olmanızdan kaynaklanan bir ihtiyaçtan ortaya konmuş bir belgedir. O anlamda sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunlardan birincisi yani ana eksenlerimizden bir tanesi depremleri öğrenmektir ve Türkiye deprem konusunda çok yüksek bir potansiyele sahip. 1999 depreminden sonra deprem konusunda her türlü araştırmalar Türkiye’de yapılmış gibi görünüyor. Böyle olmasına rağmen biraz önce de bu konuyla ilgili bilimsel bazı sunumları da izledik. Böyle olmasına rağmen Türkiye henüz depremi bütünüyle öğrenememiş kavrayamamış durumdadır diye düşünüyoruz. Bu çerçeve içerisinde öncelikle başta bu konuyla ilgili ARGE projelerini destekleme, deprem bilgi bankası ile ilgili ihtiyacı giderecek bir sistemin kurulması da dâhil olmak üzere bütün bu sistem altında yani depremleri öğrenmek ana ekseni etrafında yarattığımız yeni mekanizmayla Türkiye’de bundan sonra depremle ilgili araştırma projelerinin yapılmasını ve sonuçlarının bütün toplumla paylaşılmasını hedefleyeceğiz. Ne yazık ki bilim adamlarımız birçok şeyi biliyor. Doğru biliyor, yanlış biliyor, eksik biliyor, söylüyor, söylemiyor. Bunların hepsi normal davranışlardır bunları saygıyla karşılıyoruz. Ama özetle şunu söylemek istedim ki bundan sonra bu tür işleri daha koordineli, herkesin birbirinden haberdar olabildiği yani tek başına projeler şeklinde değil, bütün bir programın içerisinde bir proje şeklinde, o bütüne hizmet eder tarzda Türkiye’de ARGE projelerini destekleme konusunda Türkiye Cumhuriyeti karar almış durumdadır ve bunu da önümüzdeki yıllarda ulusal deprem araştırma programı ile gerçekleştirecektir. Bundan sonra kamudan ya da üniversitelerden bu konuda gelen talepler koordineli bir çaba altında seçilecek ve desteklenecektir diye kısaca söylüyorum. Şimdi depremleri öğrenme konusundaki bu tür taleplerimizin yanı sıra ikinci önemli husus güvenli yapı ve güvenli yerleşmedir. Bütün arkadaşlarım burada ittifak halindedir ki kentlerimizin tamamı hatta kırsal alanlarımızda dâhil olmak üzere birer risk havuzu şeklindedir. Kaçınılmaz bir şekilde hem yerleşmelerinden kaynaklanan risklerin altındadırlar, tehdidin altındadırlar, tehlikenin tehdidi altındadırlar. Hem de aynı zamanda üstünde bir yapı nedeniyle bir tehlike ve riskin altındadırlar. Bütün bunları giderebilecek yeni mekanizmaları ortaya koyabilmek için yeni bir bakış açısı ile bu olaya, bu sürece bakmak gerekir. Bunun için belki demin hocamın söylediği o 8-9 tane sıralamadaki yapılacak şeylerle özetlediği şeyi bir araya getiren, bütün kentlerimizle ilgili bu mikro bölgelendirme faaliyetlerini destekleme konusunda hatta bunların yapılması konusunda karar almış durumdayız. Bu konuyla ilgili her türlü talep Kalkınma Bakanlığı’ndan ve uygun projeler tarafımızdan da Maliye Bakanlığı üzerinden mikro bölgelendirme faaliyetleri kentlerin yerleşme yerlerinin deprem karşısındaki tehlike ve risklerini ortaya koyabilecek gerçek tabloyu bu stratejinin altında destekleyeceğiz. Üçüncü ana eksenimiz aslında depremlere müdahale konusundaki bir takım hizmetlerimizdir. Bunların başında deprem konusundaki eğitim ve güçlendirme faaliyetleri yer almaktadır. Burada üniversitelerimize özel bir görev düşüyor. YÖK’le bu konuyu görüştük. Büyük olasılıkla önümüzdeki yıl içerisinde gündemlerine alacaklar. Milli Eğitim Bakanlığıyla özel bir proje üzerinde çalışıyoruz. Gerek örgün eğitimde gerek yaygın eğitimde eğitim faaliyetlerinin içinde yani genelde bu tür faaliyetler çok yapılıyor şu anda da yapılıyor ama bizim genel kullandığımız ifadeyi söyleyeyim. Saman alevi gibi parlayan sönen birer eğitim faaliyetleri olarak değil uzun vadeye yayılmış ve insanlarda davranış değişikliği yaratmayı gerektirecek bir formasyonda bir eğitim faaliyeti öngörüyoruz. Şimdiki eğitim faaliyetleri genelde bilgilerin aktarılması şeklinde oluyor. Bizim bu eğitim faaliyetlerindeki temel hedefimiz ise insanlarda davranış değişikliği örneğin depremler karşısında davranış değişikliği yaratabilecek mekanizmaları oluşturabilecek eğitim faaliyetleri öngörüyoruz. Bunu da şunun için söylüyorum. Genellikle depremlere karşı mücadele etme çerçevesinde sadece deprem olduktan sonra neler yapılır diye insanlara bir takım bilgileri aktarıyoruz, biz de aktardık aktarıyoruz. Ama bunun öncesinde yapılabilecek şeyleri özellikle kentlerimizin depremlerde, kentlerimizin afetlerde yapabilecekleri konusunu pek fazla tartışmıyoruz. Eğitim süreci içerisinde bunları daha fazla ön plana çıkartmaya çalışacağız. Burada sivil toplum katılımlarını öngören bir takım hükümler de var. Gerçekten paydaşlarımızın en başında sivil toplumun kendisi geliyor. kent konseyleri bu çerçevede önemli bir araç. Yani dilerim ki kent konseyi bütün etkinliklerini sadece bu tür toplantılar üzerinden değil kendi içerisinde de belki vardır çok net bilmiyorum, kendi içerisinde de bir afet koordinasyon merkezi kurarak il afet acil durum müdürlüğümüzden de bu konuda destek alarak sivil toplumlarda kamu otoritelerini bir araya getiren bir mekanizma da oluşturmalıdır. Aslında dünyada da afetlerle yönetim konusundaki tavırlar değişiyor. Geçmişte genellikle afetlerle mücadele sadece sivil, kamu otoritesinin etkisinde ve yetkisinde verilmiş olan bir olay olarak algılanırdı. Ama günümüzde afetler o kadar büyüdü ki artık tek başına hiçbir kamu otoritesi yerel yönetimler dâhil, merkezi yönetimler de dâhil olmak üzere bu işin üstesinden gelememektedirler. Çözüm ise sivil toplum süreci içerisinde aktif bir şekilde katılımını, sivil toplumu sürecinin aktif bir bileşeni olarak sistemin içine katmaktan geçtiğini kavramış durumdayız biz merkezi idarenin yöneticileri olarak da kavramış durumdayız. Ama bunu sadece temsili olarak yapmak da yetmez, karar alma süreçlerine eğer sivil toplumu katmıyorsanız zaten onun da bir anlamı olmuyor, sadece söylediğimi söyledim diyor. O yüzden yeni mekanizmalar içerisinde ki bunları önümüzdeki yıl yaşayacağız, Türkiye Ulusal Afet Platformunu kuruyoruz. Burada sivil toplum gerçekten karar alma sürecine katılacak ve bu mekanizmalar içerisine girecektir. Yani o toplantılarda alınan kararların yaşama geçirilmesi konusunda siyasi otorite, siyasi irade söz vermiş durumdadır. Evet, siz de bir takım kararlar alın, biz bu kararları kendi sitemizin içerisinde ona entegre edecek şekilde yaşama geçirelim diye taahhütte bulunmuşlardır. Ulusal strateji, ulusal deprem stratejisi eylem planı aslında özünde bu tür amaçlara hizmet eden yani depremleri öğrenmeyi, güvenli yapı ve güvenli yerleşmeyi sağlamayı ve depremlere müdahaledeki etkinliği arttırmada, etkiyi sağlama üzerinde 13 tane sorumlu kuruluşun belirlendiği, 87 tane eylemi alt alta yazan -bunları size teker teker söylemeyi gereksiz buluyorum ama isteyen ilgilenen arkadaşlarımız ve 18 Ağustos’taki resmi gazeten bunu yakından takip edebilirler- bir eylem planıdır. İl Müdürlüğümüzde bu konuyla ilgili dokümanlar da var ya da başka ortamlarda bunları sizlerle paylaşma fırsatı buluyorum. Söylemek istediğim şu, Türkiye 2012 yılından itibaren deprem olayına, afet olayına faklı bir perspektiften bakacak. Bununla ilgili taahhütlerinde kamu otoritesi olarak ve hükümet olarak işte 18 Ağustos’ta resmi gazetede yayınlanmış olan şu ulusal deprem stratejisi eylem planı 2023’ü de söylemiş durumdadır. Bunun altında her türlü faaliyet vardır, eksiklikler de olabilir bu eksikliklerin neler olduğu konusunda sizlerden görüş ve önerilerinizi de dinlemeye de açığız, ileriki günlerde ileriki toplantılarda bunu gerçekleştirme fırsatı bulursak seviniriz. Ben bana bu fırsatı verdiğiniz için tekrar teşekkür ediyorum, iyi çalışmalar diliyorum.

Mehmet Semih PALA–Bursa Kent Konseyi Başkanı:

Evet, çok teşekkür ediyoruz gerçekten faklı değişik bir yaklaşım, her zaman için beraber olacağız Demir Bey’e teşekkür ediyoruz ve Bursa’ya gene dönüyoruz. Doç. Dr. Ramazan LİVAOĞLU hocamız, Uludağ Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü. Uludağ Üniversitesi çok güçlü bir üniversite İnşaat Mühendisliği bölümü yeni kuruldu, o da güçleniyor. Hocamız sizden rica ediyoruz kısa olması hususunda. Bursa’da deprem gerçeği derken sayın milletvekillerimizden gelen telgraflar var teşekkür ediyoruz. Mustafa ÖZTÜRK, Mustafa Kemal ŞERBETÇİOĞLU, Sena KALELİ, Hüseyin ŞAHİN, İlhan DEMİRÖZ, Bedrettin YILDIRIM, Önder MATLI, Hakan ÇAVUŞOĞLU, Canan CANDEMİR ÇELİK. Evet, teşekkürlerimizi sunuyoruz, buyurun.

Doç. Dr. Ramazan LİVAOĞLU-Uludağ Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü:

Teşekkür ederim Sayın Başkan. Ben biraz da Bursa’nın yerlisi sayıldığım için bu saatlere kaldım, teşekkür ediyorum. Çok fazla değerli bilgiler verildi sayın katılımcılar. Ben herkesi başta katılımcıları, dışarıdan gelen misafirlerimizi saygıyla selamlıyorum hoşgeldiniz diyorum bir Bursalı olarak ve mümkün olduğunca elimden geldiği kadar deprem ve yapı konusunda, Bursa konusunda bilgiler vermeye çalışacağım. Birçok soru doğuyor yalnız cevaplanması gereken, birkaç dakika daha sunumun sonunda Sayın başkandan rica edeceğim, bu sorulara da cevap vermek gerekiyor çünkü. Evvela belirtmek isterim ben Uludağ Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi İnşaat Bölümünde Öğretim Üyesiyim. Sayın başkanımın da dediği gibi bölüm çok yeni kuruldu ve biz elimizden geldiğince, dilimiz döndüğünce deprem ve yapılarla ilgili Bursa’daki çalışmalara destek vermeye ve her çağrılan konuşmaya her çağrılan toplantıya katılmaya özen gösteriyoruz. Bundan sonra sunumumuza geçecek olursak evvela sunumun içeriği konusunda Türkiye’de deprem gerçeği konusunda, deprem gerçeğini hepimiz biliyoruz birçok konuşmacı buna değindi zaten, ufak bir değerlendirme ben de yapıp hemen devam edeceğim, Bursa’daki depremler, tarihi depremler üzerinden Bursa’da neler olmuş, buna değinmeye çalışacağım. Yapılarda ne tür hasarlar görülmüş, tarihi olarak kayıtlar çok net değil ama elimizdeki kayıtlardan elde edebildiğimiz bütün bilgileri vermeye çalışacağım. Daha sonra yapı stokunun genel Türkiye değerlendirmesi konusunda Türkiye’nin neresine giderseniz gidin benzer şeylerle karşılaşıyorsunuz, çok farklı şeyler görmüyorsunuz. Genel bir değerlendirme yapacağız. Depremden bir şey öğrenmiş miyiz? Bu sorunun cevabını vermeye çalıştıktan sonra kim sorumlu, ne yapmalıyız? ve onları güçlendirme konusunda birkaç ufak bilgi verip sunumumu bitireceğim. Bildiğiniz gibi Türkiye deprem ülkesi ve depremin en sık yaşandığı ülkelerden birisi hani Jeofizik Mühendisleri Odası Başkanımız zaten ifade ettiler. Aslında burada gözüken, kırmızıyla gözüken birinci derece deprem bölgeleri bana göre yetersiz, yenilenmesi gereken, modifiye edilmesi gereken bir deprem haritasına bakıyorsunuz şu anda. Küçük bir örnek mesela burada Bartın’ı görüyorsunuz. Bartın deprem bölgeleri haritaları fay hattına yakınlığa bağlı olarak çıkartılmış ve bu şekilde düzenlenmiştir. Ama Bartın gördüğünüz gibi fay hattından bizim bildiğimiz Kuzey Anadolu fay hattından uzak. Bartın’ın buraya koyulma nedeni Jeofizik Mühendisleri Odası Başkanı da bilir diğer öğretim üyesi arkadaşlarda bilir. Bartın’da 1950’ler de yaşanmış bir deprem düşey hareketli bir fayın hareketi nedeniyle, Bartın’da meydana gelmiş depremin daha sonra tekrarlanabileceği kabulüyle Bartın birinci derece deprem bölgesi yapılmış ama öyle çalışmalar var ki dönüş periyodu, tekrar periyodu çok uzun olan, Karadeniz Bölgesi’nin bile birinci derecede deprem bölgesi olabilecek niteliklere sahip olduğu tartışılıyor. Bu tabloya bakarken aslında şöyle düşünmeliyiz, bütün Türkiye birinci derece deprem bölgesi gibi düşünmeliyiz, kaldı ki daha Konya bundan 5 - 10 sene evveline kadar deprem olmayacak deprem tehlikesi olmayan bir bölge olarak nitelendirilirken bugün deprem riskinin Konya’da da olduğu tartışılıyor. Peki, durum böyle olunca sadece 1900’den 2011’e kadar olan depremler büyüklükleri, can kayıpları ve yaralı sayılarına şöyle bir baktığımızda aslen ne kadar büyük kayıplar verdiğimizi görüyoruz. Tablo çok kritik, tablo çok kötü ama burada belirtmem gereken bir durum var. 1930’dan önce, 1940’lardan önce verilen bu büyüklük değerleri aslında çok net ölçülebilen büyüklükler değil. Çünkü çok da güvenmemek gerekiyor, bunu söylemem gerekir. Burada çok önemli iki tane deprem görüyoruz, biri Erzincan diğeri İzmit daha sonra bunlar niye önemli veya İzmit niye bizim için önemli? Buna da geri döneceğim. Bursa’ya geldiğimizde Bursa’daki durum gördüğünüz gibi Bursa çok büyük bir kısmı birinci derece deprem bölgesi olan bir ilimiz ve deprem riski Türkiye’nin geneliyle aynı orantıda hemen hemen Bursa’da da mevcut. Hatta Bursa’da daha fazla mevcut olduğuna Bursa’yı dolaylı yoldan etkileyen depremlere tarihsel gelişim içerisinde baktığımız zaman görüyoruz. Bu kayıtlar çok ünlü araştırmacı bir bilim adamının tarihi kayıtları inceleyerek, Osmanlı döneminde şer-iye sicilleri önemli dilekçelere verilen cevapların kaydedildiği defterler incelenerek ve buradaki tarihçilerin yaptığı ve kaydettiği belgelerden derlenerek toparlanmış bilgilerdir. Bursa’yı dolaylı olarak etkileyen depremlere baktığımız zaman 1540-1800 arasında yapılmış bir çalışma var, ben bunu 1900’lere kadar devam ettirdim başka kaynaklardan faydalanarak. Marmara’nın batısı ve Marmara’nın doğusu diye isimlendiriyorum. Çünkü Marmara’nın batısı da Marmara’nın doğusu da Bursa’yı İstanbul’u etkilediği kadar etkiliyor. Marmara’nın batısında 1508 depremi var ve bu dönemde yaşayan bir gezgin İstanbul’un hemen akabinde Bursa’ya geliyor ve Bursa’da en az İstanbul’da olduğu kadar hasarın olduğunu söylüyor. Fakat bütün gözler İmparatorluğun başkenti İstanbul’da olduğu için kayıtlar Bursa hakkında net veriler, doneler vermiyor bize. Marmara’nın doğusunda 1556’da hemen bir deprem var. Ayasofya’nın sağ bölümündeki depremde Ertuğrul Cami’nin minarelerinin yıkıldığını rapor ediyorlar. Yine Kastamonu dolaylarında olduğu tahmin edilen 1668 depremi var, lokasyonu çok net belli değil ve bu deprem de dahi 6 bin kişinin öldüğü ve Bursa’nın yine bu depremden etkilendiği tarihi kayıtlarda karşımıza çıkıyor. Bunları daha fazla uzatmayacağım. 1719-1766 iki deprem var, Marmara’nın doğusunda ve batısında bunlar çok önemli 1766’daki deprem bizi çok etkiliyor, daha sonra geri döneceğim tekrar. 1894 Marmara ve Bursa’da bizim tarihi kayıtlardan elde ettiğimiz iki tane deprem var. 1705’te kayıtlarda sadece bir düzine binanın etkilendiği söyleniyor ama asıl tarihi kayıtlara küçük kıyamet olarak geçen 1855 depremi karşımıza çıkıyor. Farklı tarihler var tarihi kaynaklarda ama bu birbirini takip eden iki depremden bahsediliyor ve gene bunlar için böyle 7,1 - 7,5 falan demek çok mümkün değil ama biz bunların etkilerinden yani yaşadığımız can kayıplarından, hasarlardan bunun etkisinin çok büyük olduğunu 9 ve 10 şiddetinde diyorum, büyüklüğünde demiyorum. 9 ve 10 şiddetinde etkiler gösterdiğini tahmin edebiliyoruz, çünkü tarihi kaynaklara göre ilk deprem de 300, daha sonraki depremde ise 1700’e yakın kayıp verildiği, toplam kayıpların 2000’e yakın olduğu ifade ediliyor. Çok fazla hasar var kaydedilen, Orhangazi Türbesi civarındaki medreselerin tamamı yıkılıyor, Osmangazi Türbesi de yıkımdan nasibini alıyor. En önemlisi bizim Bursamızın göz bebeği, Bursa deyince aklımıza gelen Ulucami’nin minarelerinin hepsi yıkılıyor, kubbelerinde çatlaklar var, bunlarla karşılaşıyoruz ve bu depremi çok kötü bir şekilde geçiriyoruz ve o dönemlerden çekilmiş bir fotoğraf, Ulucami’nin iki minaresini de görüyorsunuz. Zaten bu minare şerefe kısmından yıkılıyor, diğer minaresi kaide kısmından yıkılıyor. Şerefe kısmının hemen üst tarafında şurada göremediğiniz üst tarafında göremediğiniz minare yıkılıyor. Şimdi elimizdeki verilere bir bakalım. Bursa’da deprem riski %71, Bursa’daki deprem riski İstanbul’dan daha fazla. Aslında bu risk tabiri biraz yanlış kullanılıyor, Bursa’da deprem tehlikesinin ne ölçüde olduğunu yüzeysel olarak ifade etmeye aslında hiç gerek yok. Çünkü biz İstanbul’dan farklı olarak Bursa’da deprem riski İstanbul’dan daha fazla olduğunu düşünüyoruz. Evet, Bursa’da deprem tehlikesi İstanbul’dan daha fazla. Çünkü batımız da, doğumuz da, kuzeyimiz de birçok faylarla kuşatılmış durumdayız. Sayın hocam bahsetti tam Bursa’nın içerisinden geçen 33 km’lik bir faydan bahsetti ama bizi etkileyecek çok fazla fay sistemi var. Sadece Bursa’nın merkezinden geçen kimi araştırmacılara göre 400 veya 450 yılda bir tekrarlama periyodu var dedikleri bu depremin olup olmaması çok da önemli değil benim baktığım noktada. Çünkü bu deprem olmasa bile bizim batımızda Gönen, doğumuzda hemen Bursa’nın doğusundan başlayan Mudurnu’ya doğru uzanan ve asıl riskli olarak görülen faylar ve kuzeyimizde aslında her zaman için İstanbul için konuşulan Marmara fayı bizim için tehlike doğuran etmenler. Her koşulda biz depreme karşı donanımlı olmalıyız ve kendimizi emin, riskten uzak bir yere taşımak zorundayız. Bu değerlendirmelerden sonunda ben şöyle bir şey diyeceğim, Hakan Hocam biraz inşaat mühendislerini dairenin dışına attı ama ben diyorum ki; deprem risk değil tehlikedir. Asıl riski doğuran her birimizin fayları olan içinde yaşadığımız binalarımızdır. Eğer önlem alınmaz ve bertaraf edilmezse o zaman riskten bahsedebiliriz diyorum. Çünkü deprem bir tehlike ama riski doğuran, bizim içerisinde yaşadığımız veya işlerimizi sürdürdüğümüz veyahut sinemaya gittiğimiz veyahut maç izlemeye gittiğimiz binalarımız, yapılarımız. Eğer bu yapılardaki riskleri ortadan kaldırmazsak biz hiçbir şekilde deprem tehlikesinden uzaklaşmış olmayacağız. Bunun için aslında bu bilimsel bir tanımlama. Sismik risk dediğimiz hadise hasar görme ve can kaybı olasılığının değerlendirilmesidir. Hasar görme ve can kaybı olasılığında iki etmen vardır. Bunlardan birincisi sismik tehlike depremin olma olasılığı ve lokasyonu ve hangi geoteknik zemin koşullarında olacağı. İkincisi ise hasar görebilirliktir ki bu hasar görebilirlik insan kaynaklı, insanların katkıları ile oluşan etmenlerdir ve bunlar yapısaldır. Eğer siz bu hasar görebilirliği azaltmazsanız, fayın nerede olduğunun veyahut sizin evi nereye kurduğunuzun, yapılarınızı nereye çıkarttığınızın hiçbir önemi yok. Önemli olan, bu etkisizdir önemsizdir manası kesinlikle çıkmasın, çok önemlidir. Bilmek gerekiyor, bilimsel çalışmaları en son raddeye kadar yapmak gerekiyor ama riski doğuran asıl şeyin ben yapı olduğunu söylüyorum. Şimdi şöyle bir bakarsak; ben bunları mümkün olduğunca teknik dilden uzaklaştırıp anlatmaya çalışacağım ama bir iki teknik ifade var, onu açıklayıp dinleyicilerden özür diliyorum. Kullanılan hesap yöntemleri bakımından bizim yapılarımızın yapım şekilleri, yapım yöntemleri veya hesap yöntemleri dediğimizde, kullanılan hesap yöntemleri bakımından mevzuya baktığımız zaman 1940’a kadar Türkiye’de hiçbir yönetmelik yok. 1940’ta yani Cumhuriyet döneminin en başında, 1940’ta İtalyanların yapı yönetmeliğini biz alıyoruz ve o yönetmeliği uygulamaya başlıyoruz ve bu yönetmelikte yapılar ile ilgili kayda değer çok önemli bir şey yok. 1940 - 1944 yılları arasında bir boşluk geçiyor ve millileştiriliyor bu yönetmelik. Değiştiriliyor, bir şeyler ekleniyor ama betonarme yapılarla ilgili gene hiçbir şey yok. Daha çok kerpiç ve yığma yapılarla ilgili. 1944-1968 yılları arasında yine bir gelişme dönemi var ve bu ara dönemde 3 yılda, 5 yılda bir yeni yönetmelikler çıkartmışız. 1968 ve 1975 yılında ilk elle tutulur deprem yönetmeliğimiz yapılıyor. Bu yönetmelikle birlikte biz yapılarımızı bilimsel olarak aslında donanımlı bir hale getirmeye çalışıyoruz ve 1992-1993 yılında yaşanan depremlerden, Erzincan depreminden sonra geliştirilen 1997 yönetmeliğimiz çıkıyor. Bugün baktığımız noktadan bile çok iyi durumda bir yönetmelik ve bu yönetmelik 2007’de tekrar yenileniyor ve daha da gelişmiş bir hale getiriliyor. Aslında bu kronolojik sıraya baktığımızda benim bir inşaat mühendisi olarak kanım; 1997 ve 2007’de bizim çok iyi işler yaptığımız. Eğer 1997 ve 2007’deki yönetmeliklerimizi bugün uyguluyor olsaydık ve bunlar kontrol edilebiliyor olsaydı ki Niyazi Bey’in takdirlerine sunuyorum, Van’da TOKİ’nin konutları hiçbir şekilde zarar görmedi ve bunlar çok iyi blok sistemi ile yapıldılar. Diğer taraftan bakıyoruz Van’da 1997’den sonra bu yönetmelik koşullarına bağlı olarak yapılmış yapıların yıkıldığını görüyoruz. Bu tamamı ile bir kontrol mekanizmasının çalışıp çalışmadığı ile alakalı. Eğer siz TOKİ gibi bir kuruluşta çalışıyor ve kontrolü iyi bir şekilde yapıyorsanız; hiçbir şekilde sorunla karşılaşmıyorsunuz ama kendi binanızı yaptırıyorsanız sağlığınıza gösterdiğiniz önemi binalarınıza göstermediğinizi ve binalarınızı iyi derecede denetlemediğinizi, sormadığınızı görüyoruz ve sonuçta yıkımlar ve can kayıpları olayın acı yüzünü sergiliyor bize. Buradaki kronolojik sırada şöyle bir değerlendirme yaptığımızda görüyoruz ki; aslında 1997’den önceki termik yöntemler hem betonarme hesap yöntemleri, hem de depremin ne kadar olduğu yönündeki yöntemler arasında kayda değer çok fazla bir şey yok ama 1997’den sonra önemli gelişmeler var. Buradaki aslında yeşille maviyle gösterdiğim bölge bizim güvenli olmamız gereken bölge, yani kronolojik olarak. Ama uygulamaya çıktığımızda biz yapıları incelediğimizde görüyoruz ki; örneğin 1997’den sonra yapılmış yapılarda dahi bu kuralların uygulanmadığını gözle görebiliyoruz. Sadece karot almıyoruz, Hocamın da dediği gibi yapının bir nevi tomografisini çekiyoruz. Yapılar sadece karot alınarak değerlendirilmez Hocama katılıyorum. Eğer karot alarak size değerlendirme veren birileri varsa bunun karşısına dikilin ve bunun yapılmayacağını kendisine söyleyin, ben de katılıyorum. Bir sonraki slaytta kullanılan malzemeler yönünden bu kronolojik sıralamayı verdiğimde; görüyorum ki 1975-1997 arasında BS, o dönemde B225 olarak tanımlanan aslında C18’e tekabül eden bir beton sınıfı kullanılmasını yönetmelik öneriyor ama 1997’den sonra 1.ve 2. derece deprem bölgelerinde bunun C20 olma zorunluluğu getiriliyor. Bu S420 çeliği için şart olmamakla birlikte, yani 1997’den sonra S420 kullanılacak şartı olmamakla birlikte biz aslında görüyoruz ki uygulamada S420 çeliğinden başka bir çelik malzemesini bulma olanakları olmadığı için S420 çok yaygın şekilde kullanılıyor. Bu yönetmelik şartı olarak koyulmadı kullanılan uygulamadaki bizim elde ettiğimiz verilerden yapılan bir değerlendirmedir. Şimdi bunların hepsine baktığımızda biz uygulamadan o meşhur karotları alıp incelediğimizde görüyoruz ki; 1990-2000-2010 yılları arasında yapılan binalarda, yapılarda dahi bizim elde edebildiğimiz maksimum dayanım değerleri 12 mega paskal çıkıyor ki bunlarda 6’ları 8’leri 7’leri gördüğümüz var. 1975 – 1997’deki sınırı hatırlatmak isterim, bu 18 mega paskal olması gerekenin yarısından daha az. Durum böyle olunca kronolojik olarak kendi yapım nerede diye baktığınızda şöyle bir sınır çıkıyor. 2007’den sonra yapılan yapılarda belirli güvenlikten bahsedilebilir. Parantez içerisinde belirtiyorum eğer ki, şartnamelere uyulmuşsa önemli bir güvenlikten bahsedilebilir. 1997 – 2007 arasında yapılan yapılardan da yine parantez içerisinde belirtiyorum eğer yönetmeliklere uygun yapılmış ve kontrol edilmişse yine önemli bir güvenlikten bahsedilebilir. Ama 1997’den önce yapılan yapılar için bu güvenlikten bahsedilme olasılığı çok az. Burada hemen belirtmek istiyorum; benim çok saygı duyduğum bir kitle vardır. Eski özellikle de teknik üniversiteli mühendislere çok saygı duyarım. Çünkü onlarla karşı karşıya kaldığımda, ne kadar iyi yetiştiklerini, ne kadar deneyimli, ne kadar birikimli olduklarını görüyorum. Bazı özel bu tür mühendislerin elinden çıkmadığı sürece, bildiğimiz bugün dahi uygulanmakta olan sıradan bürolardan çıkıp eğer bir yapı yapılmışsa 1997’den önce bununla ilgili kafanızda önemli bir soru işareti koyun diyorum ben. Ama tüm bizim alanda arazide yaptığımız, yapılarda yaptığımız araştırmaları değerlendirdiğimizde de bu kırmızı hat çıkıyor çünkü ne projede olanları gidip uygulamada yerinde bulabiliyoruz ne de olması gereken beton basıncını yerinde bulabiliyoruz. Yani ben Gümüşhane’de incelediğim bir okulda, içerisinde 600 tane öğrencinin olduğu bir okulda, donatıların yani demirlerin resmen çalındığını gördüm ve Vali 3 trilyona varan tazminat davası açtı müteahhit hakkında. Yani bu denli katil olabiliyoruz veya katil olabilecek şekilde işler yapabiliyoruz. Bu kırmızı hat bütün bunu temsil ediyor. Peki depremlerden ne öğrendik. Sadece 1992 ile 2011 arasındaki depremlerden 5 tane örnek göstereceğim. Sizce bir şey öğrendik mi? Bence öğrenmedik ve ısrarla öğrenmemeye devam ediyoruz. Sayın Başkanım belirtti birçok kullanıcının kendisine mani olmaya çalıştığını. Buraya perdelerin koyulmaması, o perdeyi başka yere koyması gerektiğini söylediklerini hatta zorladıklarından bahsetti. Bu uygulamalara biz de şahit olduk defalarca. Şimdi İstanbul Belediyesi’nin yaptığı bir çalışma vardı ve dün de haberlerde izledim ve not ettim bunu. Orada yetkili şunu söyledi; biz bir araştırma yaptık, çok genel bir araştırma yani bir binanın yıkılıp yıkılmayacağı, göçüp göçmeyeceği, performansı konusunda çok genel bilgiler verecek bir araştırma yaptık ve 149.000 binanın riskli olabileceğini insanlara söyledik diyor. Küçük de bir anket yapmışlar, bina sahiplerinin ne düşündüklerini sormuşlar onlardan aldıkları geri dönüş şu; %30’u hiçbir şekilde ilgilenmemiş, geri kalan %30’u da devlet yapsın demiş. Yani böyle bir yerde, böyle bir durumdayız. Eğer kendi fayımızın üstünde oturuyorsak, evvela bir kendi fayımızı kontrol etme, onu bir şekilde düzeltme yolunu bulmak zorundayız. Çünkü Sayın Niyazi Bey’de ifade etti, 8.000.000 yapıdan bahsediyoruz, buna hiçbir devletin gücü yetmez. Hiçbir kamu kuruluşunun gücü buna yetmez. Yani ilk önlemi almamız gereken biziz, bizleriz. Biraz fazla konuştum galiba ama biz zaten genel olarak biraz gevezeyiz. Kim sorumlu? Yani ben en aşağıya inşaat mühendislerini koydum. Yani bu, en az sorumlu olduğu manasında değil, aslında en çok sorumlu olduğu manasında, çünkü bütün hataları yapan bizleriz. Çünkü riski doğuran, sismik riski doğuran meslek grubu biziz. Eğer biz hata yaparsak fayın nerede olduğu, depremin ne kadar kötü olduğunun hiçbir önemi yok. Bir örnek Zeytinburnu’nda ODTÜ’nün yaptığı bir çalışmada 2. riskli olarak değerlendirilmesi gereken bir bina statik halde hiçbir deprem etkisi olmaksızın kendi ağırlığı altında yıkıldı. Biz sorumluyuz ama resmi birimlerde sorumlu. Resmi birimler niye sorumlu? Çünkü resmi birimler bize destek vermeli, bu işi düzeltmek için…Meslek odaları da sorumlu. Meslek odaları da önayak olmalı bu işlere ve yer bilimciler de, bunu burada da merkeze koydum farkındaysanız. Yerbilimciler sorumlu çünkü çalışmalarını bu mesleki çatışmalara girmeksizin yapmak zorundalar ve mimarlar, mimarlarda sorumlu. Bizimle ve diğer mesleklerle uygun şekilde çalışmalılar ve projeyi yaparken felsefi olarak baktıkları gibi biraz da dayanım açısından bakabilmeliler. Uygulamaya çıkıp çizmeleri giyebilmelidirler. Böyle bir durum ortaya çıkıyor. Ben burada merkeze inşaat mühendislerini koymayı yeğledim çünkü benim düşüncem riski doğuran bizleriz. Tabii harita mühendisleri, inşaat mühendisleri, jeofizikçiler, jeologlar, mimarlar herkes herkes bu işin bir ucundan tutup bunu düzeltmek için bir şeyler yapmalıyız. Peki, ne yapmalıyız? Bir yapının dayanımını, bir yapının performansını değerlendirebilir miyiz, bu donanımımız var mı? Teknolojik olarak evet var. Çok kısa bitiriyorum başkanım. Evvela bir yapı için değerlendirme yapıyorsak geoteknik ve yapısal olarak incelemeleri yapmak zorundayız. Bunlar jeologlar, inşaat mühendisleri ve jeofizik mühendisleri tarafından yapılan çalışmalar. Daha sonra yapıcılar, üst yapıcılar olarak binalardan örnekler alınıyor ve binanın, binada kullanılan malzemenin dayanıklılığı belirlenmeye çalışılıyor. Daha sonra bunlar ölçülendiriliyor buradaki metreyi, metre sadece burada temsil niteliğinde, çok gelişmiş aletler kullanılıyor. Beton içerisindeki donatıların yerini ve konumunu da belirleyebiliyoruz. Bir nevi röntgenini çekebiliyoruz. Daha sonra bunlar laboratuvar ortamında test ediliyor ve raporlanıyor tabii ki. Temel sistemde zemin değerlendiriliyor, yapının performansı değerlendiriliyor ve sayısal modellerde yapının performansının nerelerde olduğuna karar verilip, 2007 yönetmeliğindeki performans analizi değerlendirmesi bu alanda kullanılıyor. Ve en son eğer gerekli görülmüşse yapının güçlendirmeye ihtiyacı varsa, maliyet analizi yapılıp, yapının onarım güçlendirilmesinin maliyetli olup olmadığı, yani fizibil olup olmadığına karar veriliyor ve onarım yönünden güçlendirme yöntemlerine karar verilip yapı onarılıyor veya güçlendiriliyor. Burada belirtmek istediğim bir nokta var. Her türlü ortama yapı yapılabilir. Eğer maliyetini karşılayabilecek durumdaysanız biz denizin üzerine dahi yapı yapabiliyoruz. Bildiğiniz üzere o petrol platformlarının hepsi denizin üzerine yapılı. Rüzgâr gülü yapıyoruz, onların hepsi denizin üzerinde yapılar. Denizin üzerine derken deniz tabanına oturtulanları var, deniz üzerinde tutulanları var. İnşaat mühendisleri her türlü ortamda yapı yapabilir ama sorulması gereken soru fizibil midir, değil midir? Ne kadarını karşılamak zorundayız? Benim çok değer verdiğim bir hocamız diyor ki; deprem kaynaklı çığlar, toprak kaymaları ve tusunamiler haricinde, dünyada genelde depremler nedeniyle kaybedilmiş can kayıplarının %99,99’undan yapılar suçludur. Öyle güzel sallandığına filan bakmayın can kaybını önler o yapı. Teşekkürler.

Mehmet Semih PALA - Bursa Kent Konseyi Başkanı:

Evet, gerçekten çok teşekkür ediyoruz. Son bölümünde hocamızın söylediği bu yapıların güçlendirilmesi, dönüştürülmesi konusu son derece önemli bir konu, önümüzdeki günlerde sık sık gündeme gelecek. Bu konuyla ilgili biz Bursa Kent Konseyi olarak, Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak halkı bilgilendirici toplantılarda hocamızın çok hızlı geçtiği konuların anlatılması lazım, neyle karşılaşacak insanlar, yapı nedir ne değildir, nasıl güçlendirilir? Tabii teknik boyutun haricinde, önemli konular, evet hocam.

Doç. Dr. Ramazan LİVAOĞLU-Uludağ Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü:

Bir konuya açıklık getirip bitiriyorum. Hakan Bey dedi ki; kamu kuruluşları, Uludağ Üniversitesine gitmeli ve onlara bu projeleri vermeli onlardan istifade etmeli. Biz 1,5 - 2 yıl süre zarfında buradayız ve kamu kuruluşları ile mümkün olduğunca koordineli bir şekilde çalışmaya özen gösteriyoruz. Ama kamu kuruluşlarına haksız bir suçlama olduğu kanısındayım. Bursa Uludağ Üniversitesi’nde ne yazık ki yer bilimleri yok. Harita Mühendisliğimiz de yok.

Mehmet Semih PALA - Bursa Kent Konseyi Başkanı:

Evet, Buna açıklık getirildi teşekkür ederiz ve Mustafa ARIK, Jeoloji Mühendisleri Odası Güney Marmara Şube Başkanı. Yani enteresan konular söylenecek mutlaka ama hızlı anlatabilirsek gerçekten teşekkür edeceğim. Baştan pazarlık gibi algılamayın sayın başkan.


Mustafa ARIK - Jeoloji Mühendisleri Odası Güney Marmara Başkanı:

Sayın Protokol, Sayın Konuklar hepinizi öncelikle saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Bursa bilindiği gibi kendi başına zaten tektonik aktivitelere sahip bir şehirdir. Fakat 1999 depreminden sonra İstanbul’un büyüklüğünden dolayı Kuzey Anadolu fay hattı ön plana çıktı ve Bursa’da Kuzey Anadolu fay hattıyla anılmaya başlandı. Hâlbuki Bursa’da bilindiği gibi 1855 yılında ortaya çıkan 2 farklı ayda, ocak ve nisan aylarında meydana gelen, Bursa fayından dolayı meydana gelen bir sarsıntı söz konusudur. Bunlar 7 ve 7,3 büyüklüklerinde yani 9 ve 10 şiddetlerine sahip depremlerdi. Bursa fayı doğudan Derekızık Burhaniye köyünden başlayarak Uluabat’a kadar devam eden 45 km uzunluğunda Kuzey Anadolu fay hattının alt fay koludur. Bu fay kolu Uluabat ve Mustafakemalpaşayla birlikte, eğer ki çalışmaları söz konusu olduğu takdirde 120 km’ye kadar uzanabilmektedir. Bursa fayının tekrar periyodik olarak ortaya çıkması 180 ile 260 yıllık bir periyoda sahiptir. Yani 1855 depreminden bu güne 156 yıllık bir süreç geçmiştir. Bundan sonra herhalde 25 yıl sonra Bursa fayında da 7 ve 10’a yakın bir aktivite depremsellik beklememiz söz konusu olacaktır. Bursa’yı etkileyebilecek 2. Önemli fay hattı ise yine Kuzey Anadolu fay hattının alt sonunu oluşturan Geyve - İznik fay hattıdır. Bu fay hattı da Geyve, İznik devam edip Gemlik ilçesi ve körfezini yalayarak Bandırma Körfezine kadar uzanabilmekte 200 km uzunluğa sahip olan yine sağa yana atımlı yani Kuzey Anadolu fay hattının fiziksel özelliklerini taşıyan bir fay hattıdır. Bu fay hattı yaklaşık 500 yıldır suskunluğunu sürdürmektedir. Yıllık aktivitesi 9 milimdir. Yani yine kabaca bir hesaplama yapılması halinde bu fay hattının da 7 ve 10’un biraz olsun üzerinde bir depremsellik oluşturması söz konusu olacaktır. Bursa’da dediğimiz bu jeotermal kaynakları da göz önüne alırsak tektonik olarak ne kadar aktif bir şehir olduğumuzu kendimiz de görmekteyiz. Bursa’da depremsellikle ilgili olarak tabii ki birtakım çalışmalar önlem olarak yapılmaktadır ve malum 1999 depreminden bugüne 12 yıl geçti ve 1999 depreminden sonra da 30 yıllık bir süreç vermişlerdi tekrar Kuzey Anadolu fay hattının harekete geçmesi ile ilgili olarak. Fakat ne yapıldı diye bir baktığımızda, tabii ki bir kentsel dönüşümden bahsetmek söz konusudur fakat bu kentsel dönüşümlerin ranta dönüşmeden yapılmasında yarar vardır. Bursa’da yapılan bir kentsel dönüşüm tamamen bina sıkışıklığından başka bir şeye neden olmamıştır. Bursa’da bunu gözlememiz özellikle merkezde çok belirgin olarak ortaya çıkmaktadır ve bizler şunu savunuyoruz; bir deprem sonrasında halkın binalarını terk ettiği takdirde onları 1-2 saat vakit geçirebilecekleri boş alanların olmasında yarar görüyoruz. O nedenle de yapılan bu kentsel dönüşümlerin nakli özellikle de insan sağlığı ve yaşamı ve bina sağlamlığı açısından oldukça önemlidir. Özellikle alüvyonel alanlarda kurulu olan binalarda bu kentsel dönüşümlerin yapılması gerekmektedir. Çünkü zemin büyümelerinden dolayı buralarda çok daha büyük tehlikeler oluşması söz konusudur. Bursa’da tabii ki bu depremselliklerden bahsettik bunlar çok belirgin olan durumlardı. Bursa fayından bahsettik 45 km uzunluğunda olduğundan, 180 ile 260 km uzunluğunda olacağından senelerce periyodik olarak devam edeceğinden. Depremden korunmayla ilgili tabi ki Bursa’nın konum olarak büyüklüğü söz konusu ve biraz önce hocamız da bahsetti, ben de bahsedecektim aynı şeyleri şuanda. Burada yer bilimlerinin mühendislik fakültesi bünyesinde veya kendi başına olmaması da bir handikaptır. Tabi ki bunun şöyle bir sınırını ortaya atabilirler. Türkiye’de birçok yerde yer bilimlerle ilgili birimler var. Ama onların bilimsel kapasiteleri ile Bursa’da kurulacak olan yer bilimiyle ilgili bir fakülte veya mühendislik biriminde verilecek olan akademik çalışma farklı olacaktır. Bursa zaten bu konuda çalışmalarda zengin bir şehirdir. Yani faylarıyla, tektonik yapısıyla, jeotermal yer altı sularıyla, madenleriyle incelenmesi gereken bir şehirdir ve bu boşluk söz konusudur. Örneğin, Geyve – İznik fay hattı 500 yıldır sismik boşluk içinde diyoruz ve maalesef şuanda da incelemesi çok az yapılan bir fay hattıdır ve Bursa’yı direkt etkileyebilecek niteliktedir. Çünkü Gemlik, Mudanya, Bandırma gibi büyük yerleşim alanlarından geçmekte ve Bursa’ya da yaklaşık 25 km uzaklığı olan bir fay hattıdır.
Yapılan kentsel dönüşüm çalışmalarında tabii ki zemin etütlerine önem verilmesinde yarar vardır. Zemin etütleri bugün inşaat maliyetinin %1’ini ancak karşılamaktadır. O yüzden de korkmadan bunları yaptırmamız gerekmektedir. Bugüne kadar depremle ilgili nasıl bir çalışma yapıldı tabii ki 12 yıl geçen bir sürede ne görsel ne de yazılı basında halkı herhangi bir deprem anında bina içinde ve sonrasında neler yapması gerektiğiyle ilgili herhangi bir çalışma göremiyoruz. O büyük bir eksikliktir, bunun en belirgin örneğini de zaten her zaman da anlattığımız gibi Japonya depreminde gördük. En son olan 8,9 veya 9 büyüklüğündeki depremde 2 defa pencereden atlayan sadece bizim vatandaşımızdı. Diğer canlılar hepsi üst katlara kaçmışlardı. Bir konumuz daha, şimdi KUTOĞLU’nun yaptığı çalışmalarla ilgiliydi, tabii ki burada jeodezik çalışmalarla bir fay hattı ortaya çıkarılmaya çalışılmış. Kendi çalışma grupları içinde de gördüğümüz kadarıyla inşaat mühendisliği meslek disiplinden de bilim insanları vardı zannedersem. Fakat jeoloji mühendisliğinin ana konularından olan yapısal jeoloji ve tektonizmayla ilgili tabii ki bu konularda bizim konularımız kimse bulunmaktadır. Fakat gördüğümüz kadarıyla sayın KUTOĞLU’nun çalışma grubu içinde jeoloji mühendisliğinin meslek disiplininden hiçbir bilim insanı yok. Şöyle tabii ki sizin anlatımınızdan şunu gördük; Hani tamam bir vefat etmiş hocamız Jeoloji Profesörü Aykut BARKA’dan altlık oluşturmak üzere faydalanmışsınız ama sizin grubunuzda jeoloji mühendisliği bilim insanı var mıydı sayın KUTOĞLU?

Doç. Dr. Hakan KUTOĞLU – Zonguldak Karaelmas Üniversitesi:

Var dedim ya.

Mustafa ARIK - Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı:

Öylemi, tamam.

Doç. Dr. Hakan KUTOĞLU – Zonguldak Karaelmas Üniversitesi:

Yani o web sayfası güncellenmedi, ama bir jeologumuz vardı içeride çalışan. Yeni kattık onu.

Mustafa ARIK - Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı:

Evet, tabii ki biz bu çalışmaları aslında bir sivil toplum kuruluşu olarak, sizlerden de jeoloji mühendisleri odası olarak bilmek, duymak isterdik. Fakat biz de maalesef hep basın yoluyla bu konulardan haberdar olduk. Büyükşehir Belediyesi TÜBİTAK’la yaptığı MAM projesinde bizleri de davet edip, bilgilendirmesini yapmıştı. Bu fay hattını hani bilemiyorum da eğer ki Bursa’da çalışmış olan jeoloji ile ilgili bir bilim insanından faydalanılsaydı sizin bulduğunuz fay hatlarının gömülü olabilecek fay hatlarından biriyle çakışıp çakışmadığı da ortaya çıkabilirdi diye düşünüyorum. Yani alüvyonel alan içinde gömülü olan çünkü malûm Bursa fayında alüvyonel alan içinde gömülü faylar söz konusu. Yani onlardan bir tanesi de olabilir diye düşünüyorum. Evet, benim sizlere aktaracaklarım Bursa ile ilgili olarak aklıma gelenler bunlar. Sorular olursa cevaplandırabilirim.

Mehmet Semih PALA - Bursa Kent Konseyi Başkanı:

Evet, çok teşekkür ediyoruz gerçekten. Evet, vakitte ilerliyor hızlı olarak geçeceğiz. Bursa Valiliğinden ve Bursa Büyükşehir Belediyemizden var iki tane önemli konuşmacı. Bundan sonra bir başka toplantımız daha var. Gömülü fay diye bir kavram çıktı, tabii teknik konular bunlar ama. Bunlar mühendislik nosyonu içerisinde gerçekten karşılıklı görüş alışverişinde çözülmesi gereken konular. Bunlar güzel şeyler buralarda da konuşuluyor. Diğer yerlerde de konuşulur ama halkın önünde de bakın bunlar rahatlıkla konuşulabiliyor. Ben şimdi Bursa Valiliği İl Afet ve Acil Durum Müdürü İbrahim Bey’e söz vereceğim. Ama ondan önce BURSAGAZ burada, bu da çok önemli bir konu eğer acil alabileceğimiz tedbirlerle ilgili hızlı bir şekilde anlatabilirseniz gerçekten çok sevineceğiz. Teşekkür ederim. Buyrun Nurettin Bey.

Nurettin ERİKÇİ - BURSAGAZ İşletme Bakım Müdürü:

Öncelikle toplantıyı düzenleyen Bursa Kent Konseyi yöneticilerine teşekkür ediyorum ve diğer konuşmacılara da saygılarımı arz ediyorum. Evet, ben öncelikle çok kısa BURSAGAZ hakkında bilgi vereyim, daha sonra bu doğalgaz nedir, ne değildir, BURSAGAZ’a ulaşan deprem riskleri çalışması yönetmeliği hakkında neler yaptık? Onlardan bahsetmek ve sonuçta önerilerimizle sunuşumu bitirmek istiyorum. BURSAGAZ malumunuz 1982 yıllarından sonra başlayıp 1992 yılında BOTAŞ hatlarının döşenmesi ve sanayiye geçişi ile devam etmiş, 1992’de gaz kullanımıyla ilgili çalışmaları hız kazanmış ve 2004 yılında BOTAŞ’tan Özel İdareye satışı yapılarak özelleştirilmesi gerçekleştirilmiştir. 2004’ten sonra özelleşen BURSAGAZ ismi ile 2007 yılında satışla birlikte 2008 yılında %80 yabancı ortaklı ve %10’da yerli --Çalık Holding katkısı olan- ortaklı yapıya sahiptir. Bursa’nın da, Türkiye’nin diğer tüm illerinin de doğalgaz dağıtım çalışmalarında, tüm gaz teminini BOTAŞ tarafından gerçekleştirilmektedir. Yani Bursa ilinde tüm gaz sektörü ile ilgili altyapı, petrol artı doğalgaz da yine BOTAŞ‘ın ünitesinde olup, BOTAŞ’ın sorumluluğunda olan boru hatlarından geçirilmektedir. BOTAŞ’la beraber bu görevden dolayı da bizi ilgilendiren dağıtım hatları bulunmaktadır. Bu noktada şunu anlatmak istiyorum; burada, bizim bu hatta demin sınırlarını çizdiğimiz bu noktada yaklaşık 340 km çelik hattımız ve bunlarla beraber de besleyen, bölge şehirlere götüren 157 adet, Bursa’nın belirli noktalarına dağıtılmış bölge istasyonlarımız bulunmaktadır. Toplamda servis kutusu ve servis hattı şeklinde bağlantıları gerçekleştiren 4500 km’ye yakın polietilen hat bulunmaktadır. Burada polietilen hatlardan ziyade bizim için en önemli kriter de çelik hatlardır. BURSAGAZ’daki bu işin sorumluluğu tamamen işletme bakım müdürlüğü ünitesinden gerçekleştirilmektedir. En sonda bulunan istasyon olan şebeke yönetimimiz tamamen ana giriş istasyonlarımızın sorumluluğunu yapmaktadır. Bununla ilgili diğer tüm alt yapı çalışmalarındaki ekipmanların süreklilik ilkesini sağlayacak, temin edecek tüm sistem bakım birimimiz tarafından yönetilmektedir. Diğer birimler de bakım ve şebeke yönetiminin teknik destekçisi olarak değerlendirmektedir. Bizim müşteri ile olan ilişkimizde vatandaşımızın bizi en çok tanıdığı noktalardan bir tanesi acil müdahale ekiplerimizdir. Alo 187 dediğimiz bu gece gündüz, yedi gün yirmi dört saat çalışan, 3 vardiyalı acil müdahale ekipleri, bu hususta en önemli konumdadır. Bursa’da şuanda mevcut 16 adet araçla acil müdahale çalışmaları sürdürülüyor. 1 adet gaz kaçak arama aracımız mevcuttur. Senenin 2 günü bu aracımızla kaçak gaz aramasını yapıyoruz. Portatif gaz ölçüm cihazlarıyla da, gaz kaçağı olup olmadığını hem dışarıdan hem içerden belirleyebiliyoruz. Ayrıca malumunuz Bursa’nın yapısı itibari ile problem yaşadığımız karbonmonoksit zehirlenmelerine karşı, yani baca zehirlenmesi filan denir ya, özellikle bu konuda da bunları ölçebilecek 10 adet yine elimizde yeni en son teknolojide gelişmiş cihazlar da bugün itibariyle yenilenmiştir. Acil müdahale ekibimiz şuanda Bursa’nın geneli itibariyle bölümlendirilmiş alt ekip olarak da çalışmaktadır. Doğalgaz nedir? Hepimiz biliyoruz ama tekrar vurgulamak lazım, deprem konusu neyse doğalgazın da ne olduğunun anlamı çok önemli. Doğalgaz renksiz, havadan hafif, kokusuz zehirli değildir. Bunu özellikle vurguluyorum doğalgaz zehirli değildir. Doğalgaz ortamdaki oksijen havasını tüketip boğucu etkisi vardır. Temiz ve ekonomiktir. Bu nedenle evlerimizde bir lüks ibaresi olarak tanımlanmakta fakat aslında şunu da ifade etmek gerekir; aslında güvenli kullanabileceğimiz yakıt olarak da söyleyebiliriz. Geçmişten 3 örnek aldım burada aslında. 1950 yıllı öncesinde dünyadaki depremlerden alt yapı olarak yapıların çok ciddi hasar gördüğü. Dünyada bu şekilde deprem riskiyle karşı karşıya olup da alt yapısı mutlaka hasar gören ülkeler vardır. İşte en büyük depremlerden bir tanesi 1994’te olmuş, bu depremde 15.000’e yakın binada hasar tespit ediliyor. Bunlarda ana çelik kol var ki bu çelik kollar çok önemliymiş. 123 adet boru o zamanda kullanılan çelik borularda teknik ölçülerdeki şuanda şartnameler uygun yapıda değil tabii ki zamanında hepsi değiştirilmiş durumda onu da ifade edeyim. Muayenede ses bağlantı seviyemiz bina bağlantılarında da 117’ye yakın evde hasar tespit edilmiş. 3200 tane teknisyen tekrar bu işi yapılandırmak için görev almış, en önemli noktalardan bir tanesi bu. Yapılarınız bozulduğu zaman asıl işlem tekrardan bunu imal etmektir. 17 Ağustos 1999 depremi bizim de yaşadığımız, içinde olduğumuz bir deprem. Ben o zaman İstanbul’da İGDAŞ’ta görevliydim. Daha sonrasında Kocaeli’ne geçtik. Şunu ifade edeyim doğalgazdan müteşekkil herhangi bir yangın herhangi bir hasar görülmemiş. Ama yıkılan binaların altında kalan kutular olmuştu ve daha sonrasında bir hafta gibi kısa bir süre içerisinde tamamen mevcut olan doğalgaz kısa sürede devreye alınmıştır. Van depreminde de aynı şekilde doğalgazdan dolayı herhangi bir sıkıntı meydana gelmemiş. Ben oradaki arkadaşlarımızla görüştüğümde ve oraya giden büyüklerimiz de, hocalarımız da biliyorlar. Burada herhangi bir doğalgaz kaçağı noktası olmamış birkaç detektör noktasında tespit ederlerse zaten kısa sürede giderilmiş, binalarda doğalgaz kutuları diğer sektör vanası dediğimiz o bölgeyi besleyen vanalar kısa sürede kapatılarak her özel durumda tekrar edilmiş. Evet, şimdi doğalgazın işletme faaliyetlerini bir bütün olarak değerlendirirsek bu faaliyetlere ilişkin olarak tehditlerin belirlenmesi, tasarım, yatırım ve işletme diye 3 başlık altında değerlendirmeyi uygun buldum. Bu süreçlerde ben size de kısaca şunu anlatmak istiyorum. Yeraltı doğalgaz hatlarının zarar görmesi doğalgaz şebekesi ekipmanlarının hasar görmesi, konut ve endüstri işletmelerinin, iç tesisatlarımızın hasar görmesi adı altında derlemeye çalıştım. Bizim için yeraltı doğalgaz hatlarının zarar görmesi en belirgin örneğimiz olduğu için en önemli konu olarak ele alıyoruz. Hatlarda döşenecek güzergâh proje aşamasında zemin etüdü ve sondajlarının çalışmalarının yapılması gerekir. Şimdiye kadar hocalarımızın burada açık ifadeyle tüm bilgilerini değerlendirirsek sağlıklı zemin, topografik, jeolojik bilgilerinin değerlendirilmesi, ilgili kurum kuruluşlardan bu konularda bilgilerin alınması ve gerekli çalışmaların yapılması önemlidir. İkinci bir konu da asıl bu alt yapıda kullandığımız malzemedir. Bu malzemeler bina içlerinde kullanılan bir yerli üretimle üretilmekte ve sızdırmazlık testleri çok farklı çalışmalar ile yapılmaktadır. Bizim hem kendi içimizden hem de dışarıdan aldığımız bu malzemedeki ürünler üçüncü gözle yapılandırılan gözlemlerle tedarik edilmekte ve yatırım sürecinde ve yapım aşamasında en uygun tekniklerle uygulanabilir hale gelmektedir. Üçüncü bir nokta şudur; yeraltı doğalgaz döşemesinde yeraltından geçen boruların dokusu da kumu da önemlidir ki buradaki kum biraz iri taneli ama buraya zarar vermeyen esnek bir yapıda kullanımın sağlanması da bizim için en önemli koşullardan bir tanesidir diyebilirim. Bu konu hakkında size bir örnek sunmak istedim hocalarımızın da bahsettiği heyelan ile doğalgaz boru hattında meydana gelen bozulmayı görebiliyorsunuz. Şimdi yer altı doğalgaz hatlarının zarar görmesiyle ilgili başka noktamız nedir? Bizim ana şebeke dediğimiz bütün tasarımları gerçekleştirdikten sonra gazı istediğimiz zaman istediğimiz noktalarda kesebileceğimiz vanaların kapatılması önemlidir. Bunu hem manuel hem de uzaktan kumanda ile yapabilme yeteneğine sahip bir kurumuz. Şu anda şu noktada bütün şehir girişlerini ana kumandamızdan skala merkezinden gerçekleştirmekteyiz. İnşallah önümüzdeki aylarda ocak şubat aylarında çok modern bir skala merkezini Bursalıların ve BURSAGAZ’ın önderliğinde gerçekleştireceğiz. Bir başka noktamız nedir? Doğalgaz borusunun herhangi bir kopma durumunda gazın basınç düşümü farkıyla ortaya çıkan herhangi bir durumda sensörler ve istasyonlar şatot dediğimiz sistemle aniden kendileri kapanacak sistemlerdir. Bir başka tedbir olarak ne alıyoruz? Doğalgaz duraklarımızın en başında en önemlisi dediğimiz noktalardan bir tanesi, bizim doğalgaz boru hatları standartlarına ait olan bir kaynak metodu vardır. Bu kaynaklama aslında bu alt yapı borularının yapılandırılmasında da uygulanması gereken standartlardan bir tanesidir ve bu standartlara uygun yaptığınız sürece ve %100 diyorum, %100’ün üzerindeki radyatör kontrolleri tüm borulardaki kaynak contaları kontrol edilerek o şekliyle kapatılmaktadır. Bu da önemli bir tedbirdir, çelik borularımızın ayrıca korozyona karşı korunması boru yaşı ve ömrüyle orantılı olduğu için korunması noktasında da gerekli önlemler alınmıştır. Çünkü çok uzun süredir bizim 1990’lı yıllardan bu yana döşenen boruların evvela ömrüne bakılarak tek tek kontrolleri yapılmaktadır. Hepimiz biliyoruz ki borunun kopacağı veyahut da deprem doğrultusunun gerçekleştireceği nokta bu bizim boruların en zayıf noktaları olacak ki bulunan bir borunun kesimleri de kalınlıkları da birebir kontrol edilmektedir. Yer altı kaynaklarımızdan gelen bir başka tedbir noktası da sayıyorum yani görüyorsunuz bir sürü ardışık, ardı sıra bir sürü tedbir birbirini kovalamakta. Servis hattı dediğimiz bu binalarımızda işte binalarımıza gelen evlerimizde de bulunan kutuya kadar gelen süreçte neler yapıyoruz? Risklere karşı yeni bir uygulamamız mevcut, 2010 yılından sonra başlatılmış, ayrıca 2010 yılı öncesindekilerin tekrardan kontrolleri yapılacaktır. Ayrıca imalatı tamamlanan bu hatların tamamı da cihaz aktarılarak aynı noktada nerede ve nasıl geçtiği ve altyapının nerelerde daha yoğun olduğu kayıtlarda mevcuttur. İkinci olarak ekipmanların hasar görmesi. Bu nedir? Alt yapıyı yerine koyduktan sonra artık üst noktada gene aslında yapabileceğimiz ek tedbirlerden bahsedeceğim. Yer seçimi çok önemli bir noktaydı, bu deprem riskine karşı bu bölgelerin daha önceki çalışmalarından zemin çalışmalarından bahsederken de buna dikkat ediyoruz bu bölgedeki en yakın binanın da yıkılma riskini göz önüne alarak dağlıkta yamaçta olmasına dikkat ediliyor. Şehir ekipmanlarının mümkün olduğu kadar yer üstünde montajının yapılması oluşacak riskin ve zararın azaltılmasını sağlıyor. Parlayan ya da çıkan gaz çıkış noktasında buna müdahale etmek daha kolay olduğu için daha tesirli bir sonuç doğuruyor. Başka tedbir ne alıyoruz? Gene aynı şekilde şu resimde gördüğünüz bizim büyük ana istasyonlarımızdan bir tanesidir. Bursa’daki iki ana istasyonlardan biri Gürsu’da birisi de Nilüfer’de yani yedeklenmiş durumdadır. Herhangi bir noktada birine bir zarar gelse Bursa ikinci ana istasyonuyla ki Türkiye’nin en büyük istasyonu 800 metreküp saatlik bir kapasiteyle devreye alınacaktır. Bölgeye giriş ve çıkış vanalarının yangın riski de göz önüne alınarak belli bir mesafede bırakılması yine uygulama aşamasında alınacak tedbirlerden bir tanesidir. Yine doğalgaz basınç ve istasyon inşaatlarının da aynı şekilde deprem yönetmeliğine uygun olması gerekmektedir. İstasyonlarımızda TSE’nin 63. ve 70. maddelerine ve diğer yangın yönetmeliklerine göre alınan veya alınabilecek tüm tedbirler ile çalışmalar yapılmıştır. Tüm binalarda, bina cephelerinde bunlarla ilgili kaynaklar görürsünüz deprem karşısında deprem riskine karşılık deprem sensörlü vanaların takılma mecburiyeti getirilmiş ve baca bağlantısında TSE 1856 paslanmaz çelik esaslı boruların kullanılması mecburi kılınmıştır. Gene başka bir tedbirimiz var. Sensörlü vanaları iç tesisata bağlamak için kullanılan likit bağlantılar yerine yani tahmini bütün eskiden bir boruyla bağlantıyı diğer borudan yapılıyordu şimdi ise bunlar daha esnek borularla esnek bağlantılarla sağlanıyor. Yani süreç fileksi hale getirilmiş oluyor. Bitişik binalarda yüzeyden yapılacak tesisatlar da binaların iç esnek bağları da göz önünden geçirilmiştir. Böylelikle şimdiye kadar uygulanan doğalgazın ana istasyonlarımızdan binalarımızın, evimizin, kapımızın önüne ne kadarki tüm tedbir noktalarını sizlere sıralamış olduk. Bu mahiyette böyle bir afet durumunda olası bir durumda bizim hazırladığımız nedir diye kısaca ondan bahsetmeye çalışıyorum başkanım. Bununla ilgili 7/24 saat acil müdahale ekiplerimiz çalışıyorlar. Yedekte de her türlü acil tesisatımız mevcuttur. Bununla ilgili herhangi bir sıkıntımız bulunmamaktadır. Ayrıca acil eylem planları her yıl revize edilir ve yeni ekipmanlarla malzeme stokları kontrol edilerek ve tüm noktalarda tüm çalışmalar her şey yapılmaktadır.. Bunlarla beraber biz Kayseri’de yine aynı şirket komitesinde bir firma olduğumuz için KAYSERİGAZ’la ve Marmara’da illerde bulunan diğer şirketlerle acil eylem planlarının oluşturulması konusunda görüşmelerimiz başlamıştır. Bir de periyodik tatbikatların yapılmasına da devam ediyoruz.

Mehmet Semih PALA-Bursa Kent Konseyi Başkanı:

Çok önemli konular aslında ama toplantı da çok uzadı, ben sizden son birkaç cümleyle bitirmenizi isteyeceim.

Nurettin ERİKÇİ - BURSAGAZ İşletme Bakım Müdürü:

Bunları biz seminerlerle aktarma çalışmalarına da devam ediyoruz. Ekipmanlarımız yedeklenmiş durumdadır ve güvenilir birçok tedbirleri sağlayabiliriz ama bununla ilgili çalışmalarımızı yapmaya devam edeceğiz. Burada da yine bizim kendi bünyemizde yapılması gerekenler hakkında ne gibi tedbirler alacağız? Bu konularla ilgili bir iki önerimiz vardır. Sonuçta da hepimiz şunu bilmeliyiz ki doğalgaz için teknik kurallara uygun olarak kullanıldığı sürece birinci etki ikinci etki diyebileceğimiz yangın, afet ve sel gibi durumlardan dolayı geçirilebilecek her türlü afete Allah göstermesin hazırlıklıyız diyelim ama Allah bizlere bunları göstermesin diye de temennide bulunuruz.

Mehmet Semih PALA - Bursa Kent Konseyi Başkanı:

Evet, BURSAGAZ’ın katkısına da çok teşekkür ediyoruz,. Çok değerli konular aslında özel bir toplantı yapmak lazım, bunları hep gündemimize alıyoruz. Daha uygun ortamlarda hocam bunları gerçekleştireceğiz, katkılarınızı bekleyeceğiz, teşekkür ediyoruz. Evet, ben hemen Bursa Valiliği İl Afet ve Acil Durum Müdürü Sayın İbrahim TARI’yı davet ediyorum. Bunlar not alınıyor aslında izleyicilerimiz gitmiş gibi gözükse de önemli konular. Sevgili Müdürümüzü de dinleyelim, çünkü Bursa’da önemli çalışmalar yapılıyor tüm bunlar değerlendirilecek bu toplantıdan sonra teşekkür ediyoruz.

İbrahim TARI - Bursa Valiliği İl Afet ve Acil Durum Müdürü:

Sayın Başkan teşekkür ederim, benden başka kaç kişi kaldı acaba konuşacak. Ben çok teşekkür ederim bu önemli toplantıyı tertip ettiği için belediyemize ve kent konseyimize gerçekten kent konseyimiz benim daha önce çalıştığım Türkiye’nin en büyük şehrinin kent konseyinden daha iyi çalışıyor, bunu da izliyoruz. Deprem tabii önemli, bütün konuşmacılar söyledi bu şehir İstanbul’dan daha büyük bir deprem tehlikesi altında. O yüzden hazırlıkları önemsiyoruz, her platformda görüşlerini dile getiren değerli bilim adamlarımızı dinliyoruz, her üniversitede dinliyoruz. Onların dediklerini dikkate alıyoruz ve yapılması gerekenleri yapmak için de bir çaba içerisinde olduğumuzu, işbirliği içerisinde olduğumuzu söyleyerek başlamak istiyorum. Hocam çok önemli şeyler söyledi. Kendisinin yazısıyla ilgili cevabı kendisine de gönderdik. Yer bilimiyle ve planlamayla alakalı olduğu için yerel yönetimlere ilettik. Onlar da bununla ilgili çalışmalara gerek TÜBİTAK’la birlikte yaptığı deprem master planı çalışmasına gerekse 1/100.000’lik çevre düzeni planı çalışmasına belki bu yazınız vesilesiyle sizin önerdiğiniz ve bizim yazdığımız bu yazı vesilesiyle başlamışlardır. Zamanlama konusunda çok iyi hatırlamıyorum, çok önceden başlanmıştı ama ivme katmıştı. Önerilerinizi de dikkate almıştık hatırlarsınız sizin 1,5 yıl önce Oğuz GÜNDOĞDU hocamla birlikte yaptığınız toplantıya bizzat ekibimle birlikte katılmıştım. Büyükşehir Belediyemizin organizasyonunda yaptığınız bildirime de katılmıştık. Efendim depremim Bursa için çok önemli ve bir bilinmez olduğunu depremle ilgili söylenenlerin de bir bilinmez olduğunu 23 Ekim’de ve 9 Kasım’da arka arkaya 7,2 büyüklüğünde ve 5,6 büyüklüğündeki iki depremi yaşayan, Van’da 3 hafta boyunca her iki depremi birden yaşayan birisi olarak gözlemlemiş bulunmaktayım. Kendim 17 Ağustos’ta ve 12 Kasım’da İstanbul’da bizzat yaşayarak hem müdahalede hem karargâhta görev alan birisi olarak bütün bunları sizinle paylaştım. Zemini bildiğimizde üst yapıyı bildiğimizde, büyüklükler ve etkileri kestirebildiğimizi, buna uygun senaryolar oluşturduğumuzu gerek zarar azaltma amaçlı planlama çalışmalarını gerek müdahale çalışmalarını ve iyileştirme çalışmalarını yani afet yönetiminin dört evresini önceden hazırlanabildiğimizi söylemeliyim. Efendim tabii Bursa’nın depremselliğinin yanında bilinen ve kıymetli hocalarımızın, konuşmacılarımızın da söylediği…Şehrimiz gerçekten önemli bir yerde önemli ekonomik ve sanayi gücü var. Yer bilimi açısından çok değerli hocalarımız ve arkadaşlarımız söylediler onlara ilave edeceğimiz bir şey yok. Ama yalnızca deprem değil doğal afetlerin de heyelanı şehrimiz için bir tehdit ve tehlike. İlk deprem bilimcisinin de Bursalı Gökmenzade Seyyid Hüseyin Rıfat Efendi olduğunu söylemeliyim, bilgilerinize sunayım. İşaretnüma adlı kitabında kaydetmiş. Kandilli Rasathanesini kuran Fatin GÖKMEN’in de Hüseyin Rıfat Efendi’nin evladı olduğunu da sizlere söyleyeyim. Ayrıca Bursa depremlerini çok değerli hocalarım söyledi, biz de onların elindeki kaynaklardan aldık. Kandilli Rasathanesi verileri bu depremlerle ilgili bilgileri bize veriyor. Fay hatları geçmiş ne var, hepimiz biliyoruz ki afetler çok disiplinli bir hazırlığı gerektirmekte ve müdahalede de çok etkili organizasyonu kullanmamız gerekmekte. 1999 depremlerinden sonra söylenen, afet ve acil durum yapılanmasının çok başlılığıydı. Tek elde toplanmasıyla ilgili önermeler vardı. 2009’da 5902 sayılı kanunla afetlerle ilgili çalışan üç ayrı üst kuruma bağlı genel müdürlük kapatıldı. Burada bulunan herkes biliyor Sivil Savunma Genel Müdürlüğü, Afet İşleri Genel Müdürlüğü ve Başbakanlığa bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü kapandı. Başbakanlığa bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı ve dolayısıyla da illerde Valiliğe bağlı İl Afet ve Acil Durum Müdürlükleri kuruldu. Biz de il müdürlüğünü kurduk, teşkilatlandırdık yine bu kanunla 1999 depreminin hemen ertesinde ihtiyaçları bulunan afet yönetim merkezleri yasal hale getirildi ve ismi Afet ve Acil Durum Yönetimi Merkezi oldu. İlimizde de bu teşkilatlanmayı kurduk. Başbakanlıktaki ulusal sismik ağa bağlı 15 adet ivme kaydedici cihazı ve 6 adet sismoloji cihazı mevcut. Eğitimler, tatbikatlar ve zarar alanları çalışmalarımızın en önemli kısmı. Çok değerli başkanım yayınlar hazırlanmıyor, insanlar bu konuda aydınlatılmıyor diyor. Nerede olacak? televizyonlarda olacak. Bununla ilgili 20’şer dakikalık 3 tane filmi İstanbul ilinde görevliyken hazırladık. Biz bu filmlerin hiç birini herkesin izleyebileceği saatte televizyonlarda gösteremedik. Geceleri hep uyku saatlerinde bekçilerle, bir yerlerden gelenlerin izlediği zamanlarda oldu. Bir keresinde ben de şahit oldum. Bir gece görevinden sonra geldim, hemen yatmadım, böyle zaping yapayım kanalları dedim geçerken zaping yaparken aa bu sesi tanıyorum dedim döndüm bir baktım ben. Filmin oyuncularından bir tanesi de bendim. Gece üç buçuktaydı kim izler bunu. Böyle bir sıkıntımız var. Biz bu filmlerimizi yalnızca okullarda yaptığımız eğitimlerde kullanabiliyoruz, yenileyebiliyoruz. Daha iyisini yeni bir teşkilat olan ve bu eğitimlerle standardı sağlayacak bütün kaynakları bulunduran Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı 2023 perspektifinde söyleyecek. Yani çöküp kapanıp duracak mıyız, masanın altına mı gireceğiz, girerken kafamızı mı koruyacağız yoksa kaçmalı mıyız? Bunlarla ilgili çok değerli bilim adamlarımızda söylenen farklı söylemleri bir araya getirecek. Broşürleri ve kaynakları Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı hazırlamaya devam ediyor. Biz de eğitimleri veriyoruz, sürekli eğitim veriyoruz ve tatbikatlar yapıyoruz yeni projemizde bu. Biliyorsunuz mahalle afet gönüllüleri 1999 depreminin hemen sonrasında Kocaeli’de başladı, sonra İstanbul’da, sonra Yalova’da, sonra İzmir’de, ilimizde de biz bu projeyi başlattık. Fakat söylemeliyim ki gönüllü bulmakta güçlük çekiyoruz, yani gönüllü yok. Hani aktarıyoruz, bekliyoruz, ücretsiz eğitim veriliyor, herkese giysi veriyoruz, afet zamanında öncelikle kendisini nasıl kurtaracağını, başkalarına nasıl yardım yapacağını öğretiyoruz. Biliyoruz ki depremlerde ilk 72 saat içerisinde kendi kendine yardım ilkesi harekete geçiyor ve komşunun komşuya yardım ilkesi harekete geçiyor. Bütün bu eğitimi vermek için il müdürlüğümüz sürekli telefonlarına cevap verebilecek bir personeli olmasına rağmen, biraz önce kıymetli hocamın bahsettiği web sayfası çok önemli. Müdürlüğümüzün web sayfasının (www.bursaafetacil.gov.tr) İngilizcesi de var. Hem güncel bilgilerin hem eğitimle ilgili bilgilerin tamamını alabilme imkânımız var. İki ilçemizde Gemlik ve Orhangazi’de başladık, Osmangazi’de ve merkez ilçelerimizde de devam ettireceğiz. Bir proje için 50 gönüllü lazım o kadar çok uğraşıyoruz ki koskoca mahallelerde 50 gönüllü bulmak için, lütfen gönüllü olunuz. Biz size ne yapacağınızı bir depremde kendinizi nasıl koruyacağınızı öğretiyoruz. Belki Türkiye’nin en önemli projesi bu... Üniversitemizle işbirliği konusunu bu proje ile gerçekleştiriyoruz, Uludağ Üniversitesi ile, Mimarlık bölümünden iki tane bay ve bayan Doçent, birisi profesör oldu… Türkiye’de şu anda ilk ve tek başkası yok. Devlet Planlama Teşkilatı ve İl Özel İdaremiz dolayısıyla valiliğimiz yüzde 50 ortaklıkla bu projeye başladılar. Afet Zararlarını Azaltma Eğitimi Merkezi, Türkiye’de bu ölçekte bir eğitim merkezi yok. İnşallah bu eğitim merkezini 2012’de bitireceğiz. Projede -Türkiye’de yok başka ülkelerde örnekleri var- bütün bunları kapsayan şu slâytlarda da göstereceğimiz üniteleri yapıyoruz. İç donanımla ilgili ihale tamamlandı. 16 Aralık günü bütün bunları biz bu şehrimizdeki bu Afet Zararlarını Azaltma Eğitim Merkezinde, İl Özel İdaremizin ağırlıklı kaynaklarıyla gerçekleştiriyoruz. Bu merkezde de hem ülkemize hem bölgemize hem ilimize herkese eğitim verebilecek her şey var. Yangını uygulamalı söndürteceğiz, ilkyardım eğitimleri, gaz ve duman dolu odalarda neler yapılabileceği... Bu eğitim merkezini inşallah 2012 yılının haziran ayında tamamlamış ve faaliyete geçirmiş olacağız. Devlet Planlama Teşkilatı da bunu önemsiyor. Örnek olacak bu çalışmanın, Türkiye’de de başlatılmasına izin verilecek. Evet, yarışmalar yapıyoruz, çocuklarımızı önemsiyoruz. Yetişkinlerimizden çok çocuklarımızı önemsiyoruz afete hazırlıkta, önemli yarışmalar yapıyoruz. Tabii 5902 sayılı kanunun 18. maddesinde bütünleşik risk haritalarını hazırlama görevi İl Afet ve Acil Durum Müdürlüklerine verilmiş. Bu kapsamda bu kurumlardan aldığımız bilgileri ArcGIS ve NetCAD ortamında hazırlama çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Biz deprem senaryosuna bütün bu verileri istiyoruz. Okullarla ilgili bilgileri hasarlı hasarsız kullanılabilir sığınak veya sığınma yeri olarak kullanılabilecek alanların tamamını hazırlıyoruz ve bütün bunları bitirdiğimizde herkesle web sayfamızda paylaşacağız. Efendim bütün bunlar var, girdiğimizde bu verilerin tamamını, tamamlanmış olan alanların kayıtlarını, bunların hepsini sizlere verebiliriz hidrojeoloji, maden varlığı, yükselti kuşakları, yangın riski, trafik hacimleri bir de biliyorsunuz afete maruz bölgeler var. ilk slaytlarda söyledim 63 tane sinin sayısal haritalarını çıkartma çalışmalarını da bir proje kapsamında yapacağız. Bugün elimizde kâğıt ortamında var. Kroki ölçeksiz diyemiyorum kroki tanımlamışlar. Ahmet Amca’nın evinden Deliklitaş’a kadar. Deliklitaş var yerini de bilmiyoruz Ahmet Amca’nın evi yok. Bunları sayısal hale getirerek hem belediyemizle hem özel idaremizle paylaşacak bir çalışmayı sürdürüyoruz. Yani işin güvenliği için bu kapsamda yürüttüğümüz projeler…Personel eğitimimize devam, yeni bir daireyiz yeni bir müdürlüğüz biz. Bir yıl oldu personellerimizi dâhil edeli ve eğiteli, bu konuda Bursa Büyükşehir Belediyemize ve Uludağ Üniversitemize de minnettarım eğitimde gösterdiği destek için. Son söz olarak buraya gelmeden önce bir konuyu buradaki hazırlığını da paylaşmak istiyorum. 1999 depreminden sonra önemli bir enstrümanı kamuoyuyla paylaştık, Doğal Afet Sigortaları Kurumunu. Şimdi burada bulunan haziruna parmaklarını kaldırarak, izin verirseniz, böyle bir soruyu cevaplamalarını isteyebiliri miyim?.Zorunlu deprem sigortası yaptırmış olanlar lütfen elini kaldırabilir mi? Gördüğünüz gibi, ön sıradakiler arka sıradakileri görmez ama arkadakiler öndekileri görür. Zorunlu deprem sigortasını maalesef yaygınlaştıramadık. Yaygınlaştıramadığımızı da Van’da gördük. Bunun ne kadar önemli olduğunu bugün sizinle paylaşarak sözlerimi bitirmek istiyorum. Zorunlu deprem sigortasını yaptırmış olanlar sigortalarının bedellerini aldılar Vanlılar için söylüyorum. Bunlar aynı zamanda yönetmelik gereği afet nedeniyle hak sahibi olabilecekleriyle ilgili hak sahibiler. TOKİ tarafından yapılacak bir konut alacaklar tamamlandıktan iki yıl sonra başlayacak faizsiz kredilerle 20 yılda ödeyecekler geri dönüşü olacak. Bunların bir evi var. Parasını da aldılar aynı zamanda yıkılan binanın ya da hasar gören binanın arsası da onların. Bir tane bina için daire için belki önemsenmeyebilir ama birden fazla dairesi olanlar için aynı yerleşim yerinde hak sahipliği dediğimiz şey yalnızca bir daire içindir, onun için sigorta çok önemlidir. İlginizi binalarınızı, dairelerinizi sigorta yaparak tamamlamanızı istiyorum. Doğal afet sigortaları kurumu bu konuda bir kampanya yaptı. Doğal afet sigortasının ilimiz ölçeğindeki rakamını söyleyeyim size 100 metre karelik bir bina için 150 – 160 bin lira civarında ve taksitle ve her sene sigorta yaptıranlar takip etsinler lütfen poliçeyi gönderdiklerinde yüzde 20 oranında da iniyor bedeller. Lütfen bu çok önemli, çok büyük depremlerde geri dönüşüm -TOKİ’nin çok değerli yetkilisi de söyledi- zaman alacaktır ama sigorta uluslararası bir proje kapsamında yürüdüğü için uluslararası anlaşmalar çerçevesinde gerçekleştiği için karşılanması da kolay olacaktır. Herkese gönüllü olunuz diyorum, bir şey daha söyleyeceğim kıymetli misafirlerimiz yabancı misafirimiz önemli bir şeyden bahsetti. Bursa’daki yabancılarla ilgili yapılacaklardan en kısa zamanda kendisiyle yüz yüze görüşerek bu çalışmamıza müdahil olmasını isteyeceğim. Efendim zamanı iyi kullanabildiğimi düşünüyorum.

Mehmet Semih PALA – Bursa Kent Konseyi Başkanı:

Evet, hakikaten iyi kullandınız. Çok anlatılacak konu var. Bursa Valiliği bu konuda aktif, dinamik biliyoruz. Ancak yapılanların halkla bütünleşmesi, anlatılması noktasında biz de Kent Konseyi olarak bu konuda desteğimizi vereceğiz. O noktada beraber çalışmalarımız olacak. Teşekkür ediyoruz.
Bursa Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Murat Bey, Murat UŞUN kardeşimiz ve bundan sonra son iki konuşmacımız var. Kemal Bey burada değil mi Orhangazi? Zeynep Hanım burada Kızılay. Tabii ki biraz önce İbrahim Bey’in söylediği zorunlu deprem sigortası konusu tartışılabilecek bir konudur. Yani zayıf bir binaya sigorta yaptırsak ne olur, mühim olan binaları sağlam yaparak işi baştan sigortalamak diyorum. Bunun detaylarında tartışılacak çok şey var. Evet, Murat Bey buyurun.

Murat UŞUN – BBB İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı:

Sayın Başkan, değerli katılımcılar öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ben üç başlık altında toplamıştım yapacağım sunumu fakat benden önceki konuşmacılar bunun üzerinden epey bir bahsettiler ben o yüzden tekrara kaçmamak adına Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı çalışmalardan, 1999 depremi sonrası yaptığımız çalışmalardan bahsederek sunumumu yapacağım. Evet deprem tehlikesinden bahsedildi uzun uzun bunları biliyoruz bunu hemen geçiyorum. 17 Ağustos 1999 deprem felaketinden sonra Bursa Büyükşehir Belediyesi bünyesinde Zemin Etütleri Araştırma birimi kurulmuştur. Bursa Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde jeolojik, jeoteknik, jeofizik zemin özdirenç haritası, hidrojeoloji haritası ile yerleşim boyut haritalarıyla, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ile ortaklaşa yapılan ve taşkın sahaların haritaları üretilmiştir. Ayrıca planlamaya yönelik olarak da zemin değerlendirme paftası haritası ve bunun akabinde rapor da hazırladık. Bu planlamaya yönelik çalışmalarda zemin değerlendirme haritasını şu 5 başlıktan oluşturduk. Sıvılaşma potansiyeli yüksek olan alanlar, kaya düşme riski olan alanlar, taşıma gücü yönünden zayıf olan alanlar, heyelanlı alanlar, kum, çakıl, kil ocağı gibi işletilmiş ve zemin özelliğini zamanla kaybetmiş yerler belirlenerek bunların her biri zemin değerlendirme haritasına işlendi ve raporu hazırlandı bunların. Tüm bu raporlar hazırlandıktan sonra bunlar sayısal ortamlara da aktarıldı. Bu çalışma 17.01.2001 tarihinde Bayındırlık Bakanlığınca Afet İşleri Genel Müdürlüğü tarafından onaylandı. Onaylanan raporlar planlanan çalışmalarda kullanılmak üzere Büyükşehir Belediyesi’nin Şehir Planlama Şube Müdürlüğü’ne ve ilgili ilçelere dağıtıldı, gönderildi. Bu çalışmaların sonucunda yine imar planlarının revize edilmesi sağlanmış oldu. Ayrıca Büyükşehir Belediyesi’nin kontrol ve denetiminde yapı ruhsatına yönelik olarak parsel bazında zemin etüt çalışmaları da halen tarafımızca devam ettirilmektedir. Halen devam ettiğini söylediğimiz bu raporlar bizim veri tabanımızın da bir bölümünü oluşturmaktadır. Biz bunları ayrıca sayısal ortamlara aktararak veri güncelleme çalışmalarını yapıyoruz. Burada teori üretiyoruz, doğal afete yönelik projelerde yararlanmak üzere de sisteme giriş ve yazılım üzerindeki çalışmalarımız da halen devam etmektedir. Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak zemin etüt çalışmaları kapsamında gerekli olan cihazları da biz aldık, bünyemize katmış durumdayız. Ayrıca tüm bu çalışmaların sonucunda Bursa Büyükşehir Belediyesine ait ve kullanımına ait binaların da mevcut durumları dikkate alınarak gerekli olanlara güçlendirme projeleri uygulanmıştır. Yine Mart 2003 ve Mayıs 2004 tarihleri arasında Bursa Büyükşehir Belediyesi ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi arasında yapılan işbirliği neticesinde Bursa ile ilgili sismik fizibilite değerlendirme projesi yürütülmüştür. Bu proje o zaman için Bursa Büyükşehir Belediyesi sınırları henüz genişlemediğinden dolayı üç merkez ilçeyi kapsamıştır. Bu üç merkez ilçede kaynak zorlama çalışması yapılmıştır depreme yönelik. Her kaynak alanda doğabilecek en büyük deprem parametreleri hesaplanmış ve matematiksel olarak ifade edilmiştir. Ayrıca zemin özelliklerinin de sismik davranışa etkilerinin de nasıl olacağı incelenmiş ve buradan da sismik tehlike haritaları hazırlanmıştır. 23.07.2004 tarihinde 5316 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu’nun çıkmasıyla birlikte büyükşehir sınırları tabii ki büyüdü. Bunun neticesinde de diğer ilçe ve köylere ait planlama, jeolojik, jeoteknik raporları ilgili kurumlardan, ilgili belediyelerden istendi. Bunlar da bizim kendi veri tabanımız içine alındı, kayıt altına alındı. Bunlarda yapılacak çalışmalarda arşivde kullanıma açılmış durumdalar. Eldeki bütün verilerimiz, bizdeki sayısal veriler, coğrafi bilgi sistemleri ve elektronik alana aktarılmış durumdalar. Yine 5316 sayılı kanunun 7. ve 10..maddesine göre AKOM kurulmuştur. 01.11.2004 tarihinde ve aynı belediye kanunun 7. ve 10. maddesi il düzeyinde yapılan planlamaya uygun olarak doğal afetlerle ilgili planlamaları ve diğer hazırlıkları büyükşehir ölçeğinde yapmak gerekir denilmektedir. Buradan yola çıkarak Bursa Büyükşehir Belediyesi acil afet eylem planı da hazırlanmıştır. Bunlar, acil afet eylem planının başlıkları gördüğünüz gibi. Ayrıca bu çalışmalar geçen hafta yapılan toplantımızda da güncellenmektedir. Güncellendikten sonra yine herkesle bunu tekrar paylaşacağız başta İbrahim TARI Bey olmak üzere. Evet, benim özellikle bahsetmek istediğim TÜBİTAK projesi. Bursa için zemin sınıflaması ve sismik değerlendirme projesi olarak adlandırılmıştır. Kendileriyle protokol imzalayarak Nisan 2011 yılında çalışmaya başladık. Bursa için zemin sınıflandırmasının sismik değerlendirmesi projesi deprem master planının bir ayağıdır aynı zamanda. Deprem master planından hep bahsedilir bu plan nedir, ne değildir? diye. Biz bu deprem master planının 3 ayağından bir tanesi olan ve yer bilimlerine dayanan kısmını şuan TÜBİTAK’la birlikte çalışıyoruz. Bunun iki boyutu daha var. İkinci boyutu bunun yer bilimlerinin ötesinde yapıyla ilgili boyutu. Bunun da envanter çalışmasını yeni başlattık. Daha önceden yapılmış bir çalışma vardı fakat bunları biz biraz daha aktif hale getirdik bu envanter çalışmasıyla. Diğer üçüncüsü de sosyal boyutu deprem master planının sosyal boyutu da çok önemli. İnsanları deprem öncesinde depreme hazırlamak, onlara gerekli doğru bilgileri verebilmek, yanlış bilgilerden ve inançlardan arındırmak ve deprem sonrası yapılacak müdahalelerle toplum psikolojisini üst düzeyde tutmak gibi önemli bir boyutu olduğunu da söylemek istiyorum. Projede deprem master planı ile Bursa ili sınırları içinde öncelikli olarak belirlenen alanlarda zeminin deprem açısından davranışı belirlenecek. Bu projenin süresi üç sene. Nisan 2011’de başladık 2013 yılı sonunda bu projemiz bitiyor. Bu proje kapsamında şu ana kadar Bursa Ovası’nın anakaya derinliğinin araştırması amaçlanıyor. Bursa Ovası’nın yeraltının daha detaylı incelenmesini sağlayacak 100 adet aletsel ölçüm yapılmıştır. Yine Bursa’nın tehlike haritası hazırlanması amaçlanmaktadır. Bu bağlamda da deprem analizlerinin ne kadar büyüyeceğine yönelikte 275 noktada aletsel ölçüm yapılmıştır. Ayrıca Bursa’yı izleyen 10 adet deprem izleme istasyonu vardır. Biz bu istasyon sayılarını 15’e çıkardık. 5 tane daha ilave ettik ve Bursa’daki mevcut olan veya olması muhtemel fayların etkinliği ve sismik yoğunluğu da burada gözlenmektedir. Yine bu proje kapsamında bahsettiğimiz çalışmalar devam ettirilecek. 150 noktada yine salınım ölçülecek. 503 noktada zemin aygıtı titreşim periyodu ve zemin büyütme değerleri ölçülecek ki bu çalışma Bursa Ovası’nda öncelikli olarak başlatılmış durumda. 205 noktada anakaya topografyası derinliği tespit edilecek. Bu çalışmanın sonucunda, Bursa’yı tehdit eden bütün faylarla ilgili de ayrıca deprem senaryoları üretilecek ve yerleşime uygunluk haritaları çıkartılacak. Bu bahsettiğim 503 noktada yapılması düşünülen zemin aygıt titreşim periyodu ve zemin büyütmesi parametrelerine yönelik taslak harita…Bu da aynı şekilde gene es dalgasıyla ilgili harita çalışmamız… Bu da Bursa’daki deprem izleme istasyonlarımız bizim. Yine böyle kütüphaneler mevcut kayıt istasyonlarıyla ilgili bunların yerlerini gösteren haritalarımız bunların çok daha detaylı bilgileri belediyemizde mevcut. Bunları buraya koymak ve anlatmak gerçekten çok zaman alıcı ama bütün meslektaşlarımız, yerbilimciler ve ilgilenenler, gönüllüler, bu işi dert etmiş olanlar her zaman gelip bunları bizden tedarik edebilirler, kendi görüşlerini de bizlere sunabilirler. Yapılacak çalışmaları zaten anlatıyorum, bu çalışmaların sonucunda ne elde edeceğiz kısaca ona da girmek istiyorum. Her şeyden önce depremler için oluşabilecek en büyük yatay hedef ivmeleri belirlenmiş olacak. Deprem durumunda Bursa ilimizde bölgenin neresinin depreme karşı nasıl bir mukavemet göstereceği, nasıl bir etki göstereceğini öğrenmiş olacağız, ona göre de üst yapıyla ilgili önlemlerimizi alacağız. Yani mühendislik çalışmalarına adım attıracak bir çalışmayı burada başarmış olacağız diye düşünüyorum. Bu aynı zamanda bizim yerleşime uygunluk haritalarıyla birlikte kentsel dönüşüm çalışmalarına ve planlama çalışmalarına da altlık olacak veri tabanımızı güçlendirecek bir çalışma olacak. Ayrıca burada son satırda gösterdiğimiz gibi deprem olduğunda zeminin nasıl tepki verdiğini bilebilirsek yer üstündeki varlıklarımızı da ona göre yapılandırmamız, önlemleri ona göre almamız mümkün olacaktır. Bir başka önemli konu deprem riski ve sismik tehlikeyle ilgili bütün kamu ve özel kuruluşlar tarafından kullanılabilecek veri bankası oluşturulacaktır. Bu konuda Bursa Valiliği başta olmak üzere, İl Afet ve Acil Durum Başkanlığı başta olmak üzere tüm kurumlarımıza açık bir veri bankası oluşturmuş olacağız. Bunları herkesle Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak paylaşmaya hazır olduğumuzu tekrar ifade edeyim. 2.konu; afet riski altındaki alanların jeolojik etütler her yerde yapılmış biz de yaptık Büyükşehir Belediyesi olarak. Üç merkez ilçede yaptırmıştık dediğim gibi daha sonra Büyükşehir sınırları 7 merkez ilçe olduktan sonra diğer merkezlerinde planlamalarını biz aldık onları da inceledik fakat şuan baktığımız noktada bir takım heyelanların olduğunu görüyoruz. Gerek Güzelyalı’da gerek Mudanya’da gerekse kent içinde bu felaketleri bizlere haber verecek jeolojik bilgilerin maalesef olmadığını da gördük. Demek ki bu çalışmalar sırasında özellikle afet riski olan alanlara yönelik veya yamaç alanlarına yönelik çalışmalar eksik kalmış bu alanlarda gerekli yer bilimi çalışması yapılmamış ve biz bugün bu alanlarda artık yıkım yapmak zorunda kalıyoruz. Aynı zamanda bu deprem istasyonlarımızdan alınan veriler bizim kendi zemin etütleri biriminde de kayıt altına alınmakta. Teşekkür ediyorum.

Mehmet Semih PALA – Bursa Kent Konseyi Başkanı:

Son konuşmacımız KIZILAY. Sayın Zeynep ERDOĞAN. Tabi aslında çok konuşulacak şeyler var. Uludağ Üniversitesi İnşaat Bölümü Başkanı Adem Hocamız da buradalar. Biraz önce de çok kısa söyledim. Binaların mevcut yapı stoku acil çözümlenmesi gereken bir konu alt yapı ile ilgili yerle ilgili, toprakla ilgili sorunlarla ilgili hakikaten önemli çalışmalar yapılıyor ama yapı stoku ile ilgili bırakın Bursa’yı Türkiye’de yeterli çalışma yok. Türkiye ile ilgili Sayın Başbakan net bir hedef koydu. Son derece ciddi, hızlı bir çalışma başlatıldı. Bu çalışmada işte bütün teknik adamlara, insanlara, bilim adamlarına görev düşüyor. Yapı stokunu nasıl değerlendireceğiz. Ya kökten yıkacağız ya da dönüşüm yapacağız farklı yöntemleri var. Hızlı bir şekilde Zeynep Hanımı alıyoruz.


Zeynep ERDOĞAN – KIZILAY Bursa Şubesi:

Değerli katılımcılar çok kısa olarak sizlere Türk Kızılay’ının afet durumlarındaki yapılanmasından bahsedeceğim. Kızılay’ın zaten kuruluşu Osmanlı Yaralı ve Hasta Askerlere Yardım Cemiyeti olaraktır. Olağanüstü durumlar için kurulmuş bir dernektir. 1868’ den bu yana ilk sivil toplum kuruluşu olarak, savaş durumlarına endeksli bir yapıda çalışmalarını devam ettiriyor. Türk Kızılay’ının ana ülküsü biz bu misyon kelimesini pek kullanmıyoruz biz bunu biraz Türkçeleştiriyoruz ülkümüz, ufkumuz gibi. Toplumun güç ve kaynaklarını harekete geçirmektir ki afet durumlarında yaptığımız da budur zaten. Toplumun güç ve kaynaklarının hepsini harekete geçirmektir. Temel ilkeleri vardır. 7 temel ilke kapsamında afetlere müdahale eder. Bu bütün Kızılay ve Kızılhaçlar’da belirlenmiş temel ilkelerdir yani afet durumunda eğer bizim bölgemizde bir Kızılhaç ekibi ve Kızılay ekibi çalışıyorsa her biri bu 7 temel ilkeye bağlı olarak çalışır ki biz de yurtdışı operasyonlarımızda buna göre hareket ediyoruz. İşte ayırım gözetmeden tarafsız olarak nitelikli olarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Şimdi Kızılay’ın pek çok faaliyet alanları var. Kamplar, eğitimler vs. biz saydık 11 farklı faaliyet alanı var Kızılay’ın. Bursa bunların her birini devam ettiriyor, tüm faaliyet alanlarında var. Bugünkü konumuz afetlerdeki yeri nedir Kızılay’ın? Kızılay her türlü doğal ve insan kaynaklı afet durumunda kamu otoritelerine yardımcı olur yani biz Bursa Kızılay Şubesi olarak İl Afet ve Acil Durum Müdürümüzle İbrahim Bey’le birlikte destek çalışmaları yaparız. Afet bölgesindeki yardım faaliyetlerini yerine getirmek için öncelikle yurt geneline yayılmış olan teşkilatını, insani gücünü kullanır yani kendi özkaynaklarını kullanır. Hemen akabinde toplumu harekete geçirir. Toplumu harekete geçirmesi aşamasında kampanyalara devam eder. En son yardım kampanyamız Van için tek yürek, Somali, Asya ağlıyor gibi pek çok yardım kampanyaları ile toplumu harekete geçirip gelen yardımları alır ve bölgelere dağıtır bu arada kullanmış olduğu özkaynaklarıdır. Hızlı bir şekilde tedarik ederek yeniden yerine koyar başka bir afet çalışması için. Yaptığı tüm çalışmalarda Kızılay insanlık onurunun korunması doğrultusunda hareket eder. Bununla ilgili yardım çalışmalarını yürütür. Şimdi örneklere geçelim neler yaparız, neden yardım çalışmalarında böyle skandallar oluyor, neden yapılamıyor? Bununla ilgili sivil toplum kuruluşlarının vatandaşların aydınlatılması gerekiyor ama nelerin yapılması gerekiyor bunlar üzerinde biraz duracağız. Merkezi düzeyde Türk Kızılay’ı Genel Başkanı, Kızılay’ı temsil eder. Yerel düzeyde il şube başkanlığı ve ilçe şube başkanları vardır. Türkiye’nin afet yönetimindeki yapılanmalarda ilçelerde, illerde oluşturulan yardım komiteleri 9 tanedir. Bunların içerisinde Türk Kızılay’ı ilk yardım ve sağlık hizmetlerine destek olur. Ön hasar ve tespit hizmetleri, geçici iskân hizmetleri, geçici iskâna destek olur bakın sivil toplum kuruluşudur çünkü… Kızılay dağıtım sayesinde destek olur kamu otoritelerine. Çalışma ilkeleri dedik ki insanlık onurunun korunması doğrultusunda her şeyi yapar yani bütün çalışmalarını buna göre yürütür. En son Van depremi oldu biliyorsunuz. Biz Bursa’dan Bursa Valiliği de işte İbrahim Beyler de bilir. Biz yine bölgeye ikinci el giysi göndermedik. Çünkü yapılan çalışmaların aslında ne vardır? İnsanlık onurunun korunması vardır. Van uzak bir bölge lojistiği çok zor olan bir bölge, göndereceğiniz malzemenin bir kere maliyetini düşünün, ikinci el giysiler yükleniyor tırlara ve bölgeye ulaştırılıyor. Tırın ulaşım maliyetinden daha fazla maliyet ortaya çıkıyor. Tırın içerisindeki malzemeler o kadar tutmuyor, ulaşım maliyetinden daha fazladır. Bir kere kâr zarar hesabı yaptığımızda zarardayız. Bursa zaten tekstil şehridir. Bursa’dan gidecek olan tüm giysiler birinci eldi kullanılmamış giysiler gitti. İşte firmalar bize geldi bağış yapmak istiyoruz dedi. Mesela 10 bin tane eşofman takımı gönderecekmiş, şu kadar bunu göndereceğim, 5 bin battaniye göndereceğim giysiler geliyorsa firmalara biz şu konuda uyarıyı yapıyoruz. Vatandaşımıza da her zaman şunu diyoruz eğer kullanılmamış giysi alıyorsanız bunları kolilerle alıyorsanız bunları eğer bir sivil toplum kuruluşu olarak alıyorsanız lütfen bunları cinsiyetine göre, bedenine göre ayırın, malzemeler böyle bölgeye sevk edilir, o bölgeye malzeme gittiği zaman direk vatandaşa afetzedeye ulaşabilmelidir. Ancak biz onları topladık tırlara gönderdik bir sürü tır kamyonu gitti. Tırlar kamyonlar hepsi dizildi. Depolar artık almıyor, afetzedeye ulaşılmıyor. En sonunda işte götürüyorlar daha sonra tırlar döküyor bir sürü insan görüyorsunuz ayıklıyor neye ihtiyacı varsa. Eğer her bir afet bölgesine yardım gidecekse orada 1000 kişi ise mağdur olan, ayakkabı gidiyorsa 1000 tane gidecek herkese verilecek ve herkesin numaralarına göre o dağıtılacak, bedenine göre dağıtılacak, yardım koordinasyonlarını bu şekilde yapıyoruz. Maalesef Bursa bununla ilgili çok eleştiri aldı. Niye ikinci el götürmüyorsunuz? Herkese defalarca anlattık her arayana yılmadan anlattık bakın göndereceğiniz giysilerin içerisinde lojistik sorunu var. Ulaşım imkânları kısıtlı anında orada dağıtılabilmesi gerekiyor bu yüzden kullanılmamış giysi paketli giysi özellikle tahsis sorunu ortadan kalksın. Balıkesir’de bir deprem olduğu zaman Bursa ikinci el giysi gönderir alan yakındı ama Van çok uzak bir alan bizim insanlık duygularımız çok yoğun hakikaten çok güzel bir şey bu ama sistemi de koordineli yaparsak daha da güzel sonuçlar alabiliriz. Kızılay’ın faaliyetleri; uygun barınma imkânı, yeterli miktarda gıda, kan ve kan ürünlerinin temini, psikolojik destek sağlar afet bölgelerinde, hatta kısmi sağlık destek hizmetlerine de yardımcı olur. Afet durumlarında geçici barınma, giyim, kuşam ve gerekli acil ihtiyaç malzemelerini bölgeye sevk eder. İşte biliyorsunuz acil barınma dediğimiz şey çadır kenttir. Bunun ortalama yaşam süresi bir aydır. En nihayetinde çadırlar hemen kurulur hemen akabinde konteyner dediğimiz prefabrik kendi bünyemizde bulunan Mevlana tipi evlerdir. Konteynerler geçici barınmadır. Kalıcı konutlar yapılıncaya kadar bir yıl belki iki yıl süre ile kalınacak olan konutlardır. Çadır acil barınmadır bu konuda bir ayırım var bunu özellikle belirtmek istiyorum. Çadıra girdik bir yıldır yaşıyoruz. Bu çok sakıncalı bir şey. Bir an önce o bölgedeki İl Afet ve Acil Durum Müdürlüklerinin afeti yöneten, afeti koordine eden ekiplerin geçici iskanı harekete geçirmeleri gerekiyor. Yardım malzemelerini teslim alarak depolar, çadır, battaniye, giyecek ve yiyecek malzemelerinin ihtiyaçlarını tespit eder ve acilen bölgeye tahsisini gerçekleştirir. Afet durumlarında yerel imkânlar yeterli gelmemektedir. Yani Bursa’daki bir afet durumunda Bursa’daki yerel kaynaklar yeterli gelmeyecektir. Bunun tanımı zaten budur. Bu yüzden yapılanma Bursa’da deprem meydana geldiğinde nereden destek gelecek Bursa’ya, İstanbul’dan, Düzce’den, Manisa’dan destek gelecek Kızılay için diyorum. Destek ekipleri gelecek işte Bursa bu bölgelere gidecek gibi ama deprem bir ya da daha fazla ili etkilediyse artık yerel kaynaklar yeterli gelmeyebilir, uluslararası yardım çağrıları yapılır. Bu yardım çağrılarına Türk Kızılay’ı yardım başkanı başbakanlıktan almış olduğu yetkiye dayanarak yapar. Zaten ilimizde ülkede bir deprem meydana geldiği zaman dünya üzerinde böyle bir yapılanma var hemen diğer ülkelerde Kızılay ve Kızılhaç dernekleri ile irtibata geçerler ulusal dernekler biz gelelim mi, yardım edelim mi bölgeye? diye. Bu afetin büyüklüğüne göre yardım çağrısı kabul edilir ya da hayır, bizim kendi kaynaklarımız yeterlidir, biz istemiyoruz denilebilir. Mesela, Japonya’da depremden, tusunamiden sonra ulusal yardım çağrısı açıldı. Bir afetti çünkü, yerel kaynakları yeterli gelmedi. Türk Kızılay’ı da bölgeye ilk ulaşan ekipti. Türk Kızılay’ı Uluslararası Kızılay-Kızılhaç Dernekleri Federasyonu yönetim kurulu üyesi olarak afet durumunda diğer ülkelerin koordinasyonunu hemen sağlayabilecek yapıdadır. Kan bağışı için kampanyalar açar, seyyar aşocakları kurarak sıcak yemek dağıtımlarını bölgede başlatır. Bununla ilgili ne gibi çalışmalar yapıldı: Afet müdahale ekipleri kuruldu, bölgesel lojistik üniteler, afet haberleşme sistemleri, çadır üretim atölyeleri ülke geneline kuruldu. Türkiye çapında 10 afet yönetim merkezi, 23 yerel merkez bulunuyor. 22 merkezde de sabit haberleşme sistemleri kuruldu. Bize gelen Marmara Afet Merkezidir. Biz Bursa olarak oraya bağlıyız. İstanbul merkezi kuruldu kuzeyinde, kuzey Marmara için Tekirdağ yerel bölge seçildi. Güney Marmara içinse Bursa yerel bölge dağıtım noktası olarak yapılandırıldı. Şöyle Van’la ilgili olan bölümleri geçiyorum. Bursa’daki yapılanmadan bahsettik. İşte Tekirdağ ve Bursa, İstanbul’a bağlı olarak faaliyetlerini yürütüyor. Bursa, afet müdahalede Bursa’da meydana gelen bir durumda ne yapıyor? Öncelikle sahaya çıkıyor, ekiplerin ihtiyaç listelerini toparlıyor. Neye ihtiyacımız var? Onu belirliyor. Bu ihtiyaçları İstanbul’a bildiriyor ve acil ihtiyaçlara göre malzeme sevkiyatı yapıyor. İşte yazım aşaması, dosyalanma aşaması çok rahattır. Sorun daha çok İhtiyaç tespitinin nasıl yapılacağındadır. Sorun burada gerçekten doğru ihtiyacı nasıl tespit edeceğiz çünkü ihtiyaçlar bölgenin yerel yapısına göre çok değişecektir, bakın Endonezya’daki depremde- Endonezya ve Pakistan depremlerini birebir yürüttüğüm için çok iyi biliyorum- uluslararası yardım çağrısı yapıldı. Türk Kızılay’ı da ilk koşan kuruluştu. Biz geliyoruz bölgeye dedik, neye ihtiyacınız var dedik, geleceğiz, öncelikleri gönderiyoruz. Hemen aklımıza ne geliyor, su, ekmek hemen bölgeye gönderelim değil mi, hayır onların bizden istediği biz Müslüman bir ülkeyiz namaz kılmak zorundayız. Her yer su içinde lütfen bize kuru zemin sağlayıcı işte halı, battaniye ne varsa getirin bizim ihtiyacımız bu, bakın ihtiyaç değişir. Bölgeye göre mutlaka değişecektir ihtiyaç. O yüzden afet bölgesine gitmeden önce ihtiyaç listelerini alalım. Yine Van’da aynı şey oldu. İşte Van’a biz su göndereceğiz. Ben buna ikna edemedim karşıdaki kişiyi suya ihtiyacı yok o bölgenin. Lütfen su göndermeyin ihtiyacı yok bölgenin ve gitti. Gitti yani 3 ton su Bursa’dan oraya gitti. Bölgede ihtiyaç yok lütfen bölgeyle irtibata geçelim neye ihtiyaç varsa bunu öğrenelim zaten İl’e de, il afet acil durum müdürlüklerine ihtiyaç listeleri geliyor. Van ile ilgili ihtiyaç listeleri her gün geldi elimize buna buna ihtiyacımız var, hijyen paketlere ihtiyacımız var, kolilerin içinde bunlar bunlar olmalı diye …Evet, eğitim ayağı var Kızılay’ın, Bursa’da afet olmadan önce depremler meydana gelmeden önce çalışmalarımızı yapalım diye 2004’den beri 10 bin kişi ilk yardım konusunda bilgilendirildi. Bu sayı sertifika verilenlerin dışında sadece verilen bilgilendirme eğitimleridir. 8000 küsür kişiye afet bilinci eğitimi verildi, bu afet bilinci eğitimleri ile ilgili konuya yaklaşmak istiyorum. Çünkü bu eğitimler 1999 yılında Marmara depreminden sonra başladı. Cenevre’de bunların ilk merkezi açılmıştı. Deprem araştırma ile ilgili hazırlıkla ilgili eğitimler veriliyordu. O dönem İngiliz Kızılhaç’ı sponsor oldu Kandilli Rasathanesi ile birlikte bu eğitimleri Türkçe’ye çevirdiler ve ülke geneline yayalım dediler. Eğitimlerin aslı oraya dayanıyordu. Oradan alındı bu eğitimler yalnız çevirilerde bir sıkıntı var. Bakın yardım da götürüyorsak, ne yapıyorsak yapalım bölgenin genel özelliklerini bilmek gerekir bu eğitimler İngilizceden Türkçeye çevrildi ancak bizim kültürel yapımıza uyarlanmadı. Mesela eğitimlere gidiyorduk ilk günlerde -ben aynı zamanda sosyoloğum - burada bir sorun var biz bunu vatandaşa anlatamayız diyordum. Afet durumunda acil çıkış yollarını kullanınız. Kimin evinde acil çıkış yolu var, alternatif çıkış yolu var bunu vatandaşa anlatamayız. Afet durumlarında acil çıkış yolu var hangi okulda var? Yani merdiveni kullanmayın alternatif olanı kullanın yok ki yok yani böyle bir şey yok. İşte evinizi mutlaka sigortalatın işte bunu sosyo-kültürel yapısı yüksek bir gruba anlatabilirsiniz haliyle ama sosyo-ekonomisi düşük bir aile öncelikle kendi geçim derdinde sigortalatmayı düşünmüyor kesinlikle önceliğinde değil onun, istediğiniz kadar anlatın, anladım der başını sallar ve biter. Anlamayacaktır ve yapmayacaktır da, o halde ne yapabiliriz. Bakın eğitim programlarını biz buna doğru dönüştürdük ve zaten ona göre oluşturduk. Bursa’da ben bu inisiyatifi aldım, genel merkezle de görüştüm. Ben o eğitim programlarını değiştiriyorum, ben bunu eğitim verdiğim gruba göre adapte etmek zorundayım. Sosyo-ekonomisi düşük bir kişiye gidip te sigortalatmayı… Evet anlatırım da ama onun acil olarak alabileceği önlemlerden bahsetmem gerekiyor. Hani bunu yap, kötünün iyisi en azından bunu yap diyebilmem gerekiyor. Bursa’da biraz inisiyatif kullandım o konuda eğitim programlarını biraz yapıya adapte etmeye çalıştım ama daha da bunlarla ilgili ciddi çalışmalar yapmamız gerekiyor. Bursa’da toplum liderlerinin teşkilatlandırma projeleri var. Yapılan kayıt sistemleri işte bunlarla ilgili Kızılay’ın çalışmaları var Toplum liderleri olarak muhtarlar, din görevlileri ve öğretmenlerle birlikte çalıştık. Biz afet olduğunda bölgeye gittiğimizde kiminle irtibata geçiyoruz. Muhtarla irtibata geçiyoruz değil mi? İhtiyaç listeleri nasıl alınacak dedim? Muhtardan alınacak muhtar bildirecek bize. Din görevlileri…Afetlerden sonra ortaya ne çıkıyor? Hurafeler ortaya çıkıyor değil mi? pek çok hurafe bu yüzden oldu şu yüzden oldu, halk isyana gelir afete maruz kalan kişiler ya aşırı derecede sessizleşip içine kapanır ya da bir suçlu arama düşüncesiyle panik ve öfke havasına bürünür. Sosyal bir kâbus oluşur ortamda bunları aşağı çekmek gerekiyor bununla ilgili din görevlileri ile görüşüldü, öğretmenlerle görüşüldü ve toplum liderlerine eğitimler verildi. Muhtara denildi muhtar sen gidiyorsun mahallendeki, köyündeki bütün listeni çıkartıyorsun. Kimler kalıyor? Bunların sosyal durumları nedir? Afet durumunda öncelikli olarak müdahale edilecek yaşlı var mı? Hamile bayanlar var mı? Çocuk var mı? Engelli var mı? Bunların listelerini hazırlayıp koy kenara. Sürekli güncelle listelerini. Acil durumlarda hemen ihtiyaç listelerini oluştur ve kriz merkezlerine bildir. Din görevlilerine, yönelik olarak Diyanet İşleri Başkanlığı ile birlikte hazırlık yapıldı. İşte afetlerden önce hazırlıklı olmak ile ilgili vaazlar hazırlandı. Afet durumlarında toplanma bölgelerine gidin ve halkı sakin olmaya yönlendirin. Bununla ilgili hutbeler, vaazlar hepsi hazırlandı. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından il müftülüklerine gönderildi. Bizler de eğitimlerle takviye ettik. Ardından okullarda tatbikatlar yapılıyor, çocuklara hadi çıkın dışarıya tahliye ediyoruz diyoruz. Güle oynaya herkes dışarıya çıkıyor. Peki, sonra ne olacak? Bu öğrenci nasıl evine ulaşacak? Bunlar ile ilgili de eğitimlerimizi verdik. Bursa’da şu anda 3386 toplum lideri vardı. Biz 3136 kişiye şuana kadar ulaştık. İşte, muhtar, öğretmen olarak. Hâlen eğitimler devam ediyor. Bu sadece eğitim ayağı ile kalmıyor hemen akabinde önümüzdeki yıl şöyle bir şey başlayacak. Bursa’nın, Osmangazi’nin herhangi bir ilçesinde bir mahalleye gideceğiz. Bu mahallede gelin bakalım toplum liderleri hadi şimdi sahada uyguluyoruz. Deprem oldu halk nerede toplanıyor? Diyelim ki toplanma alanı yok, not alalım. Demek ki ihtiyaç ortaya çıktı tatbikatlarla bunlar Bursa’da başlatılacak. Eğitimlerle ilgili de çok kısa bir şeye değinmek istiyorum. Eğitimler ile ilgili çok ciddi bir bilgi kirliliği var. Ve bu artık rant olayına dönüştürülmüş. Gelelim biz eğitim verelim karşılığında bize bağış yapın diyen kurumlar var. Beyefendi çok güzel değindi, buna biz gönüllü olarak gidiyoruz dedi. Ücretsiz veriyoruz. Evet, biz bu toplum liderleri eğitimlerini verirken biraz öğretmen, muhtar ve din görevlilerine odaklandığımız için özel işletmelerden biraz çekinmiştik çünkü önceliğimiz buydu. Geçen gün bir işletme aradı. Biz afet eğitimi istiyoruz. Tamam dedik. Ne kadara dedi veriyorsunuz. Dedim ben eğer para alsaydım -şu eğitimlerin % 90’ını ben verdim- iyi bir gelirim olurdu şuanda, biz hiç para almadık dedim. Afet eğitiminden para mı alıyorlar? Evet dedi. Karşılığında bağış yapıyoruz dedi. Çok yüklü, hatırı sayılır bağışlar yapılıyor. Bu konuda özellikle belirtmek istiyorum. Afet eğitimleri ücretli verilecek eğitimler değildir. Ne kadar çok yaygınlaşırsa, ne kadar çok kişiye ulaşılırsa o kadar çok faydası vardır. Bu yüzden herkesin ulaşması gerekiyor bu eğitimlere. Teşekkür ederim.

Mehmet Semih PALA – Bursa Kent Konseyi Başkanı:

Evet, gerçekten biz de teşekkür ediyoruz. Çok istekli ve heyecanlı bir konuşma ve sunum gördük. Kızılayımıza teşekkür ediyoruz. Muharrem Bey sizin bir söz talebiniz olmuştu.

Muharrem KARABULUT – Yeşil Bursam Derneği:

Değerli katılımcılar ben Yeşil Bursam Derneği Başkanı olarak bu tür bir toplantı düzenlendiği için kent konseyi’ne teşekkür ediyorum. Yalnız bu toplantılarda gördük ki anlatılan konuların pek çoğu teknik. Yani herkes yapılaşma, zemin, kilitlendik kaldık. Şimdi biz ev sahibiyiz. Şimdi mimar çizmiş, mühendis düzenlemiş, müteahhit yapmış, vatandaşa satmış. Ben şimdi vatandaş olarak evimin karot testlerini yaptırdım. Hocam da tomografisinin çekilmesi gerek dedi. Sağ olsun burada yok şuanda Büyükşehir Belediyemiz eski rahmetli imar müdürümüz Rüstem Bey evimizin tomografisini de çekti. Bu aletlerle uğraştık. Fakat kat malikleri yasasında bununla ilgili herhangi bir kanun olmadığı için biz üç, dört senedir yerimizde patinaj yapıp duruyoruz. Bu toplantıda ben bununla ilgili söz almak istedim sağ olsun sayın başkanımdan daha önceden konuşsaydık belki, bilim adamları arkadaşlarımız ne yapmamız gerektiğini bize anlatırlardı, öğretirlerdi. Biz de bilirdik. Yani deprem sigortasından söz edildi. Evet, deprem sigortası zorunlu hale geldi ama deprem sigortasının üstünde mesela deprem sigortası belli bir limit veriyor daireye arabaların kaskosu gibi. Bunlar ile ilgili de burada konuşma yapılmasını arzu etmiştim olmadı. İnşallah bundan sonra Semih Ağabeyim güzel bir toplantı daha düzenler orada da görüşürüz. Dinlediğiniz için teşekkür ederim. İyi akşamlar.

Mehmet Semih PALA – Bursa Kent Konseyi Başkanı:

Evet, çok teşekkür ediyoruz. Bakın daha sakin bir maraton. Bu tip toplantılar çok nadir bilimsel toplantılardır. Çok az da katılımcı kaldı. Herkesi de zorlamayalım bu saatten sonra diyorum. Numan VERCAN’nın da bize yazılı, güzel bir bilgilendirmesi var. Bunu değerlendireceğiz. Teşekkür ediyoruz. Bunu alıyoruz ve toplantımıza dört saatlik bir süre sonunda çok güzel katılım, istediğimizin üzerinde çok üst düzey de katılım oldu. Bunların hepsi not ediliyor ve çok faydalı çalışmalar yapıyoruz. Her zaman için desteğinizi bekliyoruz. Sizlere teşekkür ediyoruz.